cihat tarafından yazılmış tüm yazılar

Üniversitenin amfisine sığınan sokak köpeği …..

kk

Antalya’da soğuktan kaçan bir sokak köpeği, Akdeniz Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü 2. öğretim 4. sınıf öğrencilerinin ders işlediği amfiye girdi. Bu esnada Yrd. Doç. Dr. Mustafa Şanlı’nın İktisadi Düşünce Tarihi dersi başlamıştı. Ancak o, öğrencilerine köpeği rahatsız etmemelerini söyledi ve böylece sevimli köpek 3 saat boyunca sıcak amfide rahat bir uyku çekebildi.

Mustafa Şanlı, köpeğin ders biter bitmez uyandığını ve öğrencilerle beraber amfiyi terk ettiğini söyledi. Havaların çok soğuk olduğunu belirten Şanlı, sokak hayvanlarının soğuktan donmalarını engellemek için plastik ve ya karton kutularla yuva yapıp uygun yerlere koyabileceğimizi söyledi ve konuşmasına şöyle devam etti:

Dünyada birlikte yaşıyoruz. İnsana da hayvana da hiçbir canlıya zulmetmemek gerek, sevmek daha kolay. Sevmiyorsan bari nefret etme. Sevgimizi artırdıkça yüreğimiz daha çok ısınıyor, daha çok insan oluyoruz. Onlar da can taşıyor. Isınmaları için plastik, kağıt kutularla sokakta daha sıcak ortamlar oluşturulabilir.

kk1kk2

HANGİ KÖPEK IRKINI SEÇMELİYİZ

kopek-

HANGİ IRK SEÇİLMELİ?

Köpek, evcil hayvanları mükemmel bir şekilde temsil eder. Bir bağlılık ve sadakat simgesi ve her zaman insana daha yakın olan bu hayvan yaklaşık 400 ırkla olağanüstü bir çeşitlilik gösterir.

Neredeyse 15,000 yıldır, köpek insanın yanında olmuştur ve onunla çok güçlü bağlar kurmuştur. İster yardım köpeği ister refakat köpeği olsun, her zaman insana daha yakındır. Yüzyıllar boyunca, insan köpek cinslerini yeteneklerine veya yaradılışlarına göre seçerek evrim geçirmesinde büyük ölçüde katkı sağlamıştır. 400’ün üzerinde ırkla, köpek ırkı boyut, tüyler, görünüş ve yaradılışta geniş bir çeşitlilik göstermektedir.

Doğru seçim

Bir ırk köpek almak, ırk profesyoneli olan yetiştiricisi tarafından yapılan seçim doğrultusunda yavru yetişkin hale geldiğinde beklenen fiziksel ve davranışsal özellikleri göstereceğine emin olmayı istemek anlamına gelir. Bir çok amatör için, bir ırkın fiziksel görüntüsünü oluşturan sevimli yüzü, görünüşü, tüyleri, boyutu genellikle onların “ilk görüşte aşk”larını başlatır. Bununla birlikte, fiziksel görüntüden öte, her ırkın seçiminizi yapmadan önce bilmeniz gereken davranışsal özellikleri vardır. Sonuç olarak, bir çok köpek gösterisinde karşılaşabileceğiniz ırk kulüpleri ve hayvan yetiştiricilerinden istihbarat ve bilgi toplamak önemlidir.

Uyum içinde birlikte yaşamak

Bir köpeğin davranışı doğumundan önce, doğum sırasında ve doğumundan sonra şekillenir.”Önce” genetik havuz demektir. “Doğum sırasında” doğumdan sonra yavrunun yeni ailesi için köpek yetiştirme yerlerinden ayrıldığı güne kadar uzanan önemli dönem demektir. “Sonra” yavrunun alışacağı yeni ortam demektir. Diğer bir deyişle, köpeğin davranışlarının büyük bir kısmı gelişinden önceki ilk altı ayda oluşur.Genetik faktörler arasındaki etkileşimler, çevre ve yeni eve varış ve ilk gezintiler gibi belirli deneyimler birbirinden ayrılmaz bir takım oluşturur. Köpek sahibinin kim olduğunu gösteren yeterli bir eğitim almadığında, köpek için insan ailesi bir sürü olduğundan ve her köpek, boyutu, cinsi ne olursa olsun dominant olduğundan sürünün liderinin kendi olacak ve kendi kurallarını uygulayacaktır. Bir köpek eğitim klübüne katılmak köpeğin davranışlarını, köpeğin ihtiyaçlarını ve onunla uyum içinde birlikte yaşamada etkileşim içinde olmayı öğrenmek için mükemmel bir yoldur.

Şehir köpekleri veya kırsal kesim köpekleri

İster avcı köpekler, ister bekçi köpekleri veya refakat köpekleri olsun, ırk köpekleri yeteneklerinde ve yaradılışlarında rol oynayan tarihsel kökenlere sahiptir.Günde bir kaç kez en az 30 dakika süren günlük gezintilerin yapılması ve gösterilen özenin sadece köpeğin günlük besin alımının hazırlanması ile sınırlı olmaması koşuluyla, bu ırkların çoğu günümüzde kentsel alanlarda yaşayabiliyorlar.

Bununla birlikte, belirli ırklar şehir yaşamına uygun değildir ve fiziksel aktivite eksikliğinden kaynaklanan sıkıntılarla diğerlerinden daha fazla karşılaşma durumundadırlar. Örneğin sürüleri gütmek için doğmuş Border Collie, veya sürü içinde yaşamaya alışmış ve soğuk iklimlerde araba çeken Sibirya Kurdu.

Ve yine, İngiltere’de Yorkshire madenlerindeki fareleri yakalamak için kullanılan Yorkshire Teriyerinin bir yüzyıl içinde dünyanın en populer minyatür köpek ırkı olacağını kim söyleyebilirdi? Yine de o, kalpte güçlü mizaca sahip bir “teriyer” olarak kalır. İster şehirde ister kırsal alanda yaşasın, bir çoban köpeği koruyucudur örneğin tetikte olacaktır, bir İrlanda Setteri bir orman yanındaki otoyol dinlenme alanına fırlama ve burnunu rüzgara çevirme eğilimine sahip olacaktır ve bir Retriever (Av Köpeği) sahibine ayakkabısını bulup getirmede ısrarlı olacaktır.

Farklı gruplar

Daha Roma antik çağlarında, köpekler yeteneklerine göre sınıflandırılmıştı. “Çoban köpekleri”, “av köpekleri” ve “ev köpekleri” arasında bir ayrım yapılmıştı. Onsekizinci yüzyılda, Buffon, köpekleri kulaklarının şekline göre sınıflandırma girişiminde bulundu: onları sivri kulaklı, sarkık kulaklı veya yarı sarkık kulaklı olmak üzere otuz ırka ayırırken, Cuvier köpek türlerini kafatası şekillerine göre “bekçi köpekleri”, “mastiff köpekleri” veya “spanieller” olarak ayırmayı önermiştir.

Ellili yıllardan beri, Dünya Köpek Federasyonu (FCI) farklı ırkları 10 grup olarak sınıflandırdı. Bir grup “belirli sayıda ortak olan aktarılabilir (kalıtımla geçen) ayırtedici özellik taşıyan ırklardan olan bir takım” olarak tanımlanmıştır. Böylece, örneğin, birinci gruba ait olan bireyler (Çoban köpekleri), morfolojik farklılıklarına rağmen, tamamı sürü koruma içgüdüsü gösterir.

Grup 1: Çoban köpekleri ve sürü köpekleri (Swiss Bouvier hariç)

Grup 2: Pinscher ve Schnauzer türü köpekler. Dağ köpekleri ve Swiss Bouvierleri

Grup 3: Teriyerler

Grup 4: Dachshund köpekleri

Grup 5: Spitz- türü ve yabanıl köpekler

Grup 6: Av köpekleri, bloodhounds (tazılar) ve benzer köpekler

Grup 7: Hedef (ferma) köpeği

Grup 8: Game flushing dog (uçan hayvanlar için av köpeği) ve av köpekleri, su köpekleri

Grup 9: Eğlence ve refakat köpekleri

Group 10: Yarış tazıları

BİR KÖPEĞİN MEKTUBU

111

Üzerinden seneler geçti, şimdi hatırlıyorum da, ben yavruyken şirinliklerime katıla katıla güler, beni “yavrum” diye çağırırdın… Ve birkaç dişlenen ayakkabı ve katledilen yastık dışında, kısa zamanda senin en vazgeçilmez dostun oldum. Ne zaman bir muzurluk yapsam bana parmağını sallar ve “nasıl yaparsın” diye çıkışırdın. Ne var ki hemen arkasından kızgınlığın geçerdi ve beni yere yatırır, ters çevirir ve göbeğimi okşardın.

112

Çok meşguldün o aralar çok… Dolayısıyla tuvalet eğitimim tahminimizden uzun sürdü… Ama ikimiz el ele verip üstesinden geldik. Yatağında sana sokulup da koynunda geçirdiğim geceleri unutamam. Sen farkında değildin belki ama, ben senin rüyalarını ve saklı hayallerini gizlice dinler ve bundan daha mutlu olunamayacağına kanaat getirirdim. Beraberce uzun yürüyüşlere çıkar, parklarda koşuşturur, dondurma yerdik hatırlıyor musun? [dondurma dokunur diye bana sadece külahını verirdin] Ve evde senin dönüşünü beklerken sırtımı ılık güneşe verir, huzurlu, derin bir uyku çekerdim.

113

Zamanla, yavaş yavaş, işinde daha fazla vakit geçirmeye başladın ve boş kalan zamanlarında da kendine bir eş aramaya koyuldun. Ben seni her zamanki gibi sabırla bekledim, sana hayal kırıklıkların ve acılarında teselli oldum, yanlış kararlarını hiçbir zaman kınamadım, her defasında seni büyük bir sevinçle karşıladım… Ve sonunda sen birine aşık oldun.

114

Evlendin… Ne var ki eşin köpeklerden pek hazzeden biri çıkmadı. Yine de ben onu bizim evimizde sevinçle karşıladım, ona sevgi gösterdim ve dediğinden dışarı çıkmadım. Mutluydum, çünkü sen mutluydun. Sonra, insan bebekler geldi aramıza ve yeni yavruların heyecanını sizle aynen paylaştım. Onların pespembe yumuşacık tenleri, mis gibi bebek kokuları beni heyecanlandırıp, hayran bırakıyordu… Ve ben de onlara annelik etmek istiyordum. Ne yazık ki – her nedense – hem eşin hem de sen, benim onlara zarar vereceğime kanaat getirdiniz ve beni ayrı bir odaya veya kulübeme kapattınız hep. Halbuki kendim sevgiden mahrum kaldıkça, onlara olan sevgim ne kadar daha arttı… Bilemediniz hiç.

115

Çocuklar büyüdükçe, onların en yakın dostu oldum. Tüylerime tutunup tombul bacaklarının üzerinde ilk adımlarını attılar, gözlerime minicik parmaklarını soktular, kulaklarımın içini karıştırdılar ve burnuma öpücükler kondurdular. Onlara, kısacası onlarla ilgili her şeye tapardım – bilhassa temaslarına – zira senin temasına hasret kalır olmuştum. Gerektiğinde onları hayatım pahasına korumaya hazırdım. Artık onların yataklarına girip, onlarla sarmaş dolaş olup, onların gizli hayal ve üzüntülerini dinler, onlarla beraber senin akşam gelişini bekler olmuştum

116

“Köpeğin var mı?” sorusuna, cüzdanından resmimi çıkarıp, hakkımda şirin hikayeler anlattığın zamanlar artık geride kaldı. Son senelerde kuru bir “evet” le karşılık verip konuyu değiştirir oldun artık. “Senin köpeğin” olmaktan, “itin biri” oldum ve bana yaptığın her tür masraf sana batmaya başladı.

117

Sonunda da başka bir şehre tayinin çıktı. Yeni apartmanınızda sana ve onlara yer vardı, ama bana yoktu. Haliyle ailen için en doğru kararı verdin belki… Ama unutma ki bir zamanlar ailen bir tek benden ibaretti.

118

Son araba gezintimize çıktığımızda heyecanlıydım… Ta ki barınağa varana kadar. Barınak köpek, kedi, korku ve umutsuzluk kokuyordu. Gereken evrakları doldurduğunu ve “ona çok iyi bir ev bulacağınıza eminim” dediğini hatırlıyorum. Onlar omuz silkip sana karamsar bir bakış attılar. Onlar orta yaşlı, terk edilen bir köpek veya kedinin akibetinin farkındaydılar.

119

Oğlunun, tasmama yapışıp kalan elini, zorla açmak zorunda kaldın. “Baba, ne olur köpeğimi elimden almalarına izin verme” diye çığlık çığlığa haykırmasına sen aldırmadın belki ama, ben onun adına hem üzüldüm hem de çok endişelendim. Endişem, ona şu anda arkadaşlık, sadakat, sevgi ve sorumluluk, ve bilhassa bir cana duyulan saygı konusunda vermiş olduğun hayat dersinde yatıyordu. Başıma son bir kere dokunup bana veda ettin, özellikle göz göze gelmemeye özen gösterdin, ve sana uzatılan tasma ve kayışımı kibarca geri çevirdin. Gitmen gereken yerler, yetişmen gereken işler vardı ve zaman aleyhine çalışıyordu… Nasıl ki şimdi de benim aleyhime çalıştığı gibi.

120

Sen ayrıldıktan sonra, barınaktaki iki tatlı kadın, Allah bilir taşınacağını aylar öncesinden bildiğini ve bana uygun bir yuva bulmak için en ufak bir çaba sarf etmediğinden yakındılar. Sadece üzüntü içinde başlarını sallayıp “nasıl yaparsın” diye sordular arkandan.

121

Barınakta, zamanları izin verdiği ölçüde bizimle ilgileniyorlar. Bizi besliyorlar tabii ki… Ama ne var ki bende iştah falan kalmadı. Önceleri ne zaman biri kafesime yaklaşsa, sensindir belki diye kafesin önüne koşardım… Belki kararını değiştirdin… Belki bunların hepsi kötü bir rüyadan ibaretti – veya belki bana acıyan biri beni kurtarmaya gelmişti. Ama ne zaman anladım ki, minik ama akıbetlerinden habersiz şirin yavru köpeklerle bu konuda yarışmam söz konusu bile değil, işte o zaman kaderime razı olup, köşeme çekildim ve akıbetimi beklemeye koyuldum.

122

Önce ayak seslerini duydum onun. El ayak çekildikten sonra beni kafesimden çıkardı, ve onu uslu uslu koridorun sonundaki odaya kadar takip ettim. Sessiz, sakin bir oda. Beni yavaşça kaldırdı ve masanın üstüne kodu, başımı okşadı, kulaklarımın arkasını kaşıdı, ve tasalanmamamı söyledi. Kalbim muhtemelen olacaklar karşısında heyecanla çarpıyordu, ama aynı zamanda içimi de sonsuz bir huzur kapladı. Sevgi tutsağının sayılı günleri dolmuştu demek ki. Karakterim icabı, kendimden çok onun için üzülüyordum. Üzerindeki yük çok ağırdı ve onu eziyordu, ve ben –beraberliğimiz süresince senin de her ruh halini anladığım gibi –onun da içinde bulunduğu durumun çok iyi farkındaydım.

123

Eli çok hafifti, ve gözünden akan yaşları görmesem, ön patime bağladığı turnikeyi neredeyse fark etmeyecektim bile. Seneler önce seni de teselli ettiğim zamanlardaki gibi, hafifçe elini yaladım. İğnenin ucunu usulca damarımdan içeri kaydırdı. Önce hafif bir sızı, arkasından damarlarımda dolaşmaya başlayan buz gibi sıvıyı hissettim. Kafam ve gözlerim ağırlaştı, ve onun merhamet dolu gözlerine bakarak son olarak “nasıl yaparsın” diye fısıldadım.

Belki de benim lisanımı iyi anladığı için, “ne kadar üzgünüm bilemezsin” diye cevap verdi. Bana sarıldı, ve alelacele işinin beni çok daha huzurlu ve güzel bir yere göndermek olduğunu anlatmaya başladı. Öyle bir yer ki –bir daha ne ihmal edilecek, ne acı çekecek, ne de kendimi korumak zorunda kalacaktım… Öyle bir yer ki sevgi ve ışık içinde, bu sefil dünyadan çok daha farklı güzellikte bir boyut.

124

Son kalan nefesimle ve kuyruğumu son bir kere sallayarak ona “nasıl yaparsın” dan onu kastetmediğimi anlatmaya çalıştım.

Kastettiğim sendin, canımdan çok sevdiğim sahibim. Seni her zaman anacağım, ve sonsuza dek bekleyeceğim, bunu bil…

125

Son dileğim ise, hayatındaki herkesin sana benim gösterdiğim sadakati göstermesidir..

126

Satın Alma Barınaklardan SAHİPLEN..

Ayakkabılarını Çiğnedi Diye Köpeğin Ön Ayaklarını Palayla Kesti

köpek

Köpeklerden bahsederken onlara bazen ‘dört ayaklı arkadaşlarımız’ diye hitap ederiz. Ancak zavallı bir köpek trajedi sonrası ayaklarını kısmen kaybetti.

9 aylık Cola komşularının ayakkabılarını çiğnedi. Köpeğin sahibi komşuya yeni ayakkabı almayı teklif etti. Bunu kabul etmeyen komşu köpeği kovaladı ve köpeğin ön iki ayağını palayla kesti.

Üzüntüden kahrolan köpek sahibi Bangkok’taki Soi Dog isimli bir kurumla bağlantıya geçti ve burada köpeğin tedavisi yapıldı.

Operasyondan hemen önce kurum Facebook sayfasında durumu özetleyen bir açıklama yaparak köpeğin fotoğraflarını paylaştı.

13124652_1111894842185583_7499454736735678838_n


13165970_1111894845518916_3291288428546341607_n

13177106_1111894895518911_1798979818799632629_n

Neyse ki köpeğin ameliyatı iyi geçti. Doktorlar gerçekten çok yetenekliydi ve kurum köpeğe yardım etmeye devam etti.

9 aylık rehabilitasyon sonrasında Cola’ya protez bacak takıldı. Şimdilerde köpek yürüyebiliyor.

Az sonra izleyeceğiniz videoda tekrar ayaklarına kavuşan köpeğin sevincine tanıklık edeceksiniz.

Ceza olarak Kaplumbağa bile besleyemeyecek

1449184935847

Pitbull cinsi köpeğin, kedi ve köpeklere zarar verirken fotoğraflarını paylaşıp “Dün öldürdüğü 3 kedi, 1 köpekten sonra bugün kediyi dörtledik” yazan genç kıza, 12 bin TL para ve hayvan bulunduramama cezası verildi

Samsun’da “pitbull terrier” cinsi köpeğin, kedi ve diğer köpeklere zarar verirken çekilmiş fotoğraflarını sosyal medyada paylaşan ve 12 bin lira para cezasına çarptırılan 18 yaşındaki Gülcan Sağlam kendini savundu. Köpeğin kendisine ait olmadığını öne süren genç kız, “Espri olsun diye şaka amaçlı fotoğraf paylaştım. Ben hayvanları çok seviyorum” dedi.

Gülcan Sağlam, kendisine ait sosyal paylaşım sitelerinden pitbull terrier cinsi bir köpeğin, kedilere ve köpeklere zarar verdiği fotoğraflarını yayımlayıp, altına da “Dün öldürdüğü 3 kedi, 1 köpekten sonra bugün kediyi dörtledik” yazdı. Bu paylaşıma tepki gösteren hayvan hakları savunucuları suç duyurusunda bulundu. Yapılan ihbarlar üzerine harekete geçen Orman ve Su İşleri Bakanlığı 11. Bölge Müdürlüğü, köpeğe el koydu. El konulan köpek, Samsun Büyükşehir Belediyesi Geçici Bakımevi’ne teslim edilerek, koruma altına alındı. Genç kıza da 12 bin lira para ve bir daha hayvan bulunduramama cezası verildi.

‘ŞAKA YAPMAK İSTEDİM’

Köpeğin kendisine ait olmadığını öne süren Gülcan Sağlam, “O köpek bana ait değil. Eğer o köpek benim olsaydı onunla fotoğrafım olurdu. Evet sosyal medyada paylaştım. Fakat bunu espri olsun diye şaka amaçlı yaptım. Olayın bu boyutlara geleceğini bilmiyordum. Ben hayvanları özellikle köpekleri çok seviyorum. Sadece şaka yapmak istedim. O köpek mahalledeki kedilerin peşine benim isteğimle değil, kendisi koşuyordu. Tüm Türkiye’den özür diliyorum” diye konuştu. Aldığı para cezasının yanı sıra artık bir daha hayvan beslememe cezasına da çarptırılan genç kız, bu duruma çok üzüldüğünü belirterek, “Benim ve ailemin bu para cezasını ödeyecek gücü yok. Ben annemle yaşıyorum. Beni en çok üzen şey ise hayvan beslememe cezası oldu. Ben hayvanları çok seviyorum. Şimdi bir kaplumbağa bile besleyemeyeceğim. Çok üzgünüm” dedi.

Bulduğu Tuhaf Ufaklığı Yetiştiren Koca Yürekli Adam

Florida’nın yakıcı sıcağında dışarıda gezinirken yol kenarında küçük bir tüy topağı fark etti.

1

Hiç evcil hayvan büyütme tecrübesi olmamasına rağmen ufaklığı orada bırakmadı. Çok sağlıksız ve muhtaç görünüyordu.

2

Bulduğu hayvanın ne olduğunu bile tam olarak bilmiyordu. Ama bir bebek olduğu kesindi ve Tampa’nın sıcağında oracıkta ölürdü.

3

Ufaklığa ‘Bisküvi’ adını verdi. İlk işi de Bisküvi’ye bol bol sevgi göstermek oldu.

4

 

Bisküvi’nin tam olarak cinsini anlamak mümkün olmayınca Jeff çareyi internette araştırmakta buldu. Yeni arkadaşını nasıl en iyi şekilde yetiştireceğini bilmek iştemişti.

5

Bir çok kötü yorumla karşılaştı ama onu yetiştiremeyeceğini söyleyenlere pek de aldırış etmedi.

6

İnternette yılmadan araştırmaya devam etti ve minik Bisküvi’sinin bir uçan sincap olduğunu öğrendi. Aslında ormanda yaşaması gereken Bisküvi annesi olmadan doğada hemen yırtıcılara yem olabilirdi

7

Artık onun annesi olması gerekiyordu. Doğada uçan sincaplara anneleri yaklaşık 2 buçuk ay kadar bakarlar.

null

8

Bu yüzden 2 ay boyunca Bisküvi’yi hiç yanından ayırmadı, işe giderken bile Bisküvi cebindeydi ve onu biberonla besledi.

9

Bisküvi büyüdü ve güçlendi. Artık Bisküvi yeni bir aile edinmişti

10

Bisküvi’nin bu ailede dört ayaklı yeni kardeşleri de vardı.

11

Ama malesef çok küçük bir yaştan beri evde yetiştiği için Bisküvi’nin doğaya dönme şansı kalmadı. Bundan pek de mutsuz görünmüyordu.

12

Tabi herşey bu kadar dertsiz tasasız olmadı.  Bir gün Bisküvi’yi kaybettiğini sandı ama ertesi sabah Bisküvi banyodaki küvette ortaya çıktı.

13

Her ne kadar Bisküvi artık minik yaramaz bir sincap da olsa sabırla ona bakmaya devam ediyor. Zaman zaman büyük kafesinde vakit geçiriyor bazen de evde serbest dolaşıyor.

14

Görünüşe göre Bisküvi de yeni evindeki hayatından memnun. Hamağında takılıyor, en sevdiği yer olan sahibinin cebinde keyfine bakıyor.

15

Bu hikayeyi  ona kötü yorum yapanlara da gururla anlatmış ve birbirinden şirin fotoğraflarla da kanıtlamış.

16

Bisküvi’yi ne kadar iyi büyüttüğünü gururla anlattığını söylüyor.

17

Bisküvi artık 3 yaşında sağlıklı ve çok da süper bir sincap. En sevdiği yiyecek fıstık ve köpekler dahil herşeyin üzerine atlamaya bayılıyor.

18

Koca yürekli ve sabırlı İnsanı gerçekten tebrik ediyoruz. Küçücük de olsa Bisküvi’ye bir yaşam şansı tanıdı. Bu süper minnoş ikiliye mutlu bir ömür dileriz.

 

null

YÖNETMEN FEDAİ ÇAKIR’A ÇEVREYE KARŞI DUYARLILIK PLAKETİ VERİLDİ

fedai cakir plaket

“Sokak Köpekleri Bal ile Betty” filmi ile gündeme gelen Yazar – Yönetmen Fedai Çakır, Filmin çekimlerini tamamladığı Bafra’da Dünya Çevre haftası nedeniyle bir plaket ile ödüllendirildi.

 

Bafra Kaymakamlığı tarafından Bafra için yaptığı çalışmalar, çevre ile ilgili yazdığı makaleler ve  yaşamında çevre, doğa, hayvanlara karşı gösterdiği duyarlılıktan dolayı bu plakete layık görüldü.

 

Bafra Kaymakamı Halis Arslan ve Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin’den plaketi alan yönetmen Fedai Çakır, tören alanını dolduran çocuklara  hitaben yaptığı konuşmada “Çocuklar ben sizlerin yaşındayken tüü der sakızları yere atardım, eminim ki sizlerin içinde de bunu yapanlarınız vardır. Kuş cennetine sahip olan Bafra’nın çocuklarına sakızın kuşlara için zararlı olduğunu” anlattı.

 

Sokak Köpekleri Bal ile Betty filminin vizyona girdiğini, Bafra’nın çocuklarının da filmi izlemeye akın akın gittiğini vurgulayan çakır, Bafra halkına teşekkür edip bu plakete kendisini layık gördükleri için gurur duyduğunu söyledi.

PATİLER, BEYAZ PERDE ÖNCESİ HAYRANLARI İLE BULUŞTU

PATİLER BEYAZ PERDE ÖNCESİ

HAYRANLARI İLE BULUŞTU

3 Haziran’da bütün Türkiye’de vizyona girecek olan “Sokak Köpekleri Bal ile Betty” filminin İstanbul Galası Eyüp Belediyesi ve Bafra Belediyesinin katkıları ile Vialand’da yapıldı. Bir çok siyasinin, ünlünün ve iş adamlarının katılmasına rağmen galanın gözdesi sokaktan alınıp sahiplenilen iki köpek “Bal ile Betty” oldu.

Film’in küçük oyuncularından Yiğit Türken “Bu filmde rol almam önemli ama ben filmde yaşadığım gördüklerimle artık sokaktaki köpekleri daha çok seviyorum” dedi. Diğer baş rol 7. sınıf öğrencisi Sinem Göz ise “Filmin çekimleri sırasında sokak köpeklerini sevmeye başladım” dedi.

Yönetmen Fedai Çakır’ın galada yaptığı konuşma esnasında duygusal anlar yaşayıp yaşattı. Konuşmasın da “İnsanların biraz empati yapması, vicdanlarının sesini duymasını, merhamet duygusunun içlerinde oluşmasını, insanın insana saygılı olmasını savunurken bunun hayvanlara da saygı olması doğaya da saygı olarak gelişmesini için bir film çektik.”  Ve “Bu canlara yasayacak ne bir toprak parçası ne bir ağaç altı bırakmadık… Sığındıkları sokak ve mahallelerde istemedik… Ayak altında olmasınlar diye ormanlara, kırsal alanlara ölüme yolladık… Oysa onların dünyada kapladıkları yer sadece bu ufacık bir alan ve tek istedikleri bizlerle beraber yasamak.. Bir kap yemek bir kap su…” dedi.

Çevresinde tek barınağa sahip olması nedeniyle Samsun’un Bafra ilçesi sokağa terk edilen köpek sayısı her yıl binlerle ifade edilmektedir. Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin ise “Bu gün burada aylarca üzerinde Bafralı 39 çocuğun ve Bafra halkının gönüllü olarak destek verdiği bir filmi izlemeye geldik. Bizler Sokak Hayvanlarına yaşam hakkı vermek için çalışıyoruz” dedi.

Çevremize yada toplumumuza baktığımız zaman birçok sorunun doğal dengesinden uzaklaşmış olmasından kaynaklandığını vurgulayan Eyüp Belediye başkanı Remzi Aydın “Hayvanlar ve bitkiler Allah’ın bize bir emaneti ve bizler yaratılan her şeyi yaratandan dolayı sevmek durumundayız. İnsanların kendisinin dışında olan varlıklarla bir dengede ilişkisi var. Dengeli ilişkinin kaybolması beraberinden sevmemeyi de getiriyor. Bu dengenin kaybolması başka ilişkiden kaynaklanan başka olumsuzlukları da meydana getiriyor. Şehir hayatının getirdiği sorunlar köpeklerimize ve diğer sokak hayvanlarımıza olan yaklaşımlarımızı da etkiliyor” dedi.

Eyüp Belediye başkan yardımcısı Şengül Koçabaş “Biz Sokak köpeklerine, hayvanlarına yaşam hakkı vermek için en çok yatırım yapan belediye olarak Bafra belediyesiyle bu tecrübelerimizi paylaşacağız” dedi.

Yapmcı Adil Elmas ise “komedi filmi çekecektik ama son anada bu çocuk filmini çektik, iyi ki de çekmişiz” dedi

Galaya bir çok ünlü, iş adamı, sivil toplum örgüt temsilcikleri yanı sıra, hayvan severler ve çocuklu ailelerin ilgisi yoğundu.

Kokteyl sonunda Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin, Eyüp Belediye Başkanı Remzi Aydın ve İş adamı Kaya Aşçı’ya sokak hayvanlarına verdikleri destek için teşekkür plaketi verildi.

Filmin özel gösterimi öncesi konuklar ile bir araya gelen sokak köpekleri Bal ile Betty en çok çocuk hayranlarının ilgisini çekti. Kokteyl boyunca İstanbul Vialand Palace Hotel’in terası Patilerin ve çocukların koşuşturma alanına döndü. Konukların ve çocukların yoğun ilgisiyle karşı karşıya kalan köpeklerin mutluluğu yüzlerinden okunuyordu.
Filmin özel gösterimi öncesi konuklar ile bir araya gelen sokak köpekleri Bal ile Betty en çok çocuk hayranlarının ilgisini çekti. Kokteyl boyunca İstanbul Vialand Palace Hotel’in terası Patilerin ve çocukların koşuşturma alanına döndü. Konukların ve çocukların yoğun ilgisiyle karşı karşıya kalan köpeklerin mutluluğu yüzlerinden okunuyordu.
fotograf 2
Filmin özel gösterimi öncesi konuklar ile bir araya gelen sokak köpekleri Bal ile Betty en çok çocuk hayranlarının ilgisini çekti. Kokteyl boyunca İstanbul Vialand Palace Hotel’in terası Patilerin ve çocukların koşuşturma alanına döndü. Konukların ve çocukların yoğun ilgisiyle karşı karşıya kalan köpeklerin mutluluğu yüzlerinden okunuyordu.
Çocuklar Bal’ı severek ona dokunarak korkularını yeniyorlar.
fotoğraf 3
Kokteyl sonrası oyuncularla toplu fotoğraf çekildi.

HAYATTA ARKALARA DOGRU İLERLEMEYELİM BAYLAR/BAYANLAR

Toplu olarak bir arada sıkışmış tıkış tıkış bir toplum olarak yaşıyoruz.

Bizler; Akıllı telefonlar da Internet hizmeti sunması ile toplumumuzda birçok insan sürekli sosyal paylaşım sitelerine yada oyunlara bağımlı oldular. Aynı ortamda oturan kişilerin bile birbirleriyle iletişim kurmaktan uzaklar, hatta sanal ortamdan bir iletişimin gerçekleştiğine çok sıklıkla gördüğümüz sahnelerden birisi haline gelmedi mi?.

Toplu taşıma araçlarında, banklarda, sıra beklerken, çalışırken kısacası her an sürekli bir şeyleri takip etme ve sanal ortamda olma çabamız, özellikle Internet oyunlarında görülen belirli zamanlarda bağlanma mecburiyeti getiren oyunlar bu bağımlılığın gün geçtikçe artmasına sebep olmaktadır.

İnsanlar Internet üzerinden hayvan besliyor, çiftlik kuruyor, çiçek ekiyor, kedi besliyor, hasat yapıyor, gerçek hayatın benzeri bir sanal gerçeklikle birey sanki çiftçilik ediyor gibi gece yarısı bir vakitte kalkıp tarlayı suluyor veya hayvana yem veriyor.

Film, dizi, müzik sohbet, gibi sosyal yaşamın olmazsa olmazları da internet üzerinden oluşmaya başlaması tamamen a sosyal insanların, bireylerin kalabalıklaşmasından çok tekilleşmesine neden oldu.

Sosyal medya ile güzel düşünceleri olan insanların bu güzel düşüncelerine ulaşmak da daha kolaylaştı. Bu güzel insanlar hayatta olan yada olmayan güzel insanlar. Bu konuda bir makale kaleme alan Fedai Çakır, sosyal medyayı eleştirirken güzel insanları tanımanın ve fikirlerini öğrenme açısından faydasına da değiniyor. Sevgi ve saygıyı ön plana çıkaran Çakır makalesin de;

“Mesela bir çok insanın yaşam tarzı ile hayranlık uyandıran Uruguay Cumhurbaşkanı Jose Mujıca’ı Türkiye’de tanımayan yok. Bir zamanlar ülkeye girmesi yasak olan, vatan haini ilan edilen Nazım Hikmet’in düşüncelerini sayfalarda görmek ve en çok beğenileri de aldığına şahit olmak kaderin bir oyunu gibi.

Cemal Süreya’nın, Özdemir Asaf’ın ve daha bir çok şairin dizlerinden öğreniyoruz aşk’ı.

“İnsan kötüydü, kitaplara sığındım” diyen Cemil Meriç ile sanki kitapları tekrar keşfediyoruz.

Dizlerinde saf aşk’ı temsil eden şairlerin paylaşılan şiirlerini sözlerini hayran hayran okurken bir taraftan da saf olmayan ilişkileri yaşamakta nerden çıktı.

Uruguay Cumhurbaşkanı Jose Mujıca’ın hayat felsefesi olan dünya malına tamah etme, ihtiyacın olan kadar ile yetin kalanını paylaş felsefesine hayran hayran okurken, sabahın köründe kalkıp daha büyük bir ev, daha lüks bir araba için geçe gündüz demeden çalışma da neden?
Nazım’ın aşk ve vatan üzerine dizlerini okurken kendinden geçen bu toplum, vatanın kutuplaşıp bölünmesine sessiz kalacak kadar da duyarsızlaşmış. Hani nerede vatan sevgisi, toprak aşkı…

Mevlana, Hacı Bektaş Veli ile tanışan yepyeni bir toplum ile karşı karşıyayız. Sayfanızda Mevlana’nın bir sözünü paylaşın beğenileriniz tavan yapıyor. Peki sevgi tohumları ile yüklü olan Mevlana, Hacı Bektaş Veli öğretilerine karşın insanlar akrabalarını bile düşüncelerinden dolayı facebook’dan silmeler küsmeler, kin gütmeler neden?

İşte tam burada susup düşünüyorum manasız anlamazsız gelen bu davranış şeklinin karşısında susup sadece düşünüyorum… Din ile yatıp kalkan bir kesim, sanat ve edebiyattan bi haber bir kesim, Milli değerlerini hiçe sayan kendi kurucunsa küfürler eden bir kesim. V.s.” (1)
A sosyal bir yaşamın gelecek ve bu günkü hayatımızda ne kadar bizleri insanlığımızdan uzaklaştırdığını düşünme zamanı geldi de geçti bile değil mi? Elbette internete teknolojiye karşı değilim olmayalım da fakat hayatın gerçek tadlarını da unutmayalım.

Bir dolmuş da yaşıyor gibi tıkış tıkış yaşamamalı insan, “Hayatta arkalara doğru ilerleyemeyelim” beyler / bayanlar.
Rakibe Dere
Kaynakça: (1) www.fedaicakir.com (GÜZEL İNSANLARIN, GÜZEL DÜŞÜNCELERİ)

ZEYTİNYAĞI ÜZERİNE AMERİKAN OYUNLARI

Bu gün adana kültür derneğinin siteside .Dr.Halil Atılgan’ın bir yazısını okudum ,yazının başında yok canım bu kadarda olamaz dedim ,yani inanmak istemedim ama yazıyı tamamen okuyunca kesinlikle doğru olduğuna inandım.

Bizler çocukluk ve gençlik yıllarımızda margarinle büyüdük,hatta margarin alabilmek için kuyruklara girdik, o zamanlar zeytinyağı neden kullanmadığımızı hiç düşünmemiştim. Bunda’da  amerikanın parmağı varmış meğer.

Dr.Halil Atılgan’ın izni olmaksızın bu yazıyı kopyalayıp paylaşmak istedim çünkü bu gerçekten bilinmesi gereken bir konu ve ne kadar çok kişi bu gibi bilgileri paylaşırsa halkımız o kadar çok sömürgecilerin oyunları hakkında bilinçlenecektir buradan Halil beye teşekkür ediyorum.

(Tek bir kelimesine dokunmadan yayınlıyorum mutlaka okuyun!!!!!)

ZEYTİNYAĞLI YİYEMEM,BASMADA FİSTAN GİYEMEM

Doğrusu bu türküyü duyduğum günden beri hep düşündüm. Zihnimde sorular cirit attı. Beni çok rahatsız eden soru: Halkımızın yaşama mücadelesinin dile ve tele yansımasını sağlayan türkülerimiz nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” diyebilirdi. Diyemezdi… Çünkü: Zeytin ve fistanının ham maddesi pamuk, halkımızın yaşama mücadelesinde öne çıkan önemli iki unsur. Bu iki unsur Anadolu halkının geçim kaynağı. Çukurova’da pamuk, Ege ve Marmara’da özellikle Bursa – Gemlik – Gaziantep ve Nizip zeytiniyle ünlü yerleşim birimleri. Çukurova denince pamuk, Bursa, Gemlik, Nizip denince akla zeytin gelir. O zaman bu halk nasıl olur da: “Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem” der. Demesine demez. “Devlet malı deniz / Yemeyen domuz. Pire itte, bit yiğitte bulunur” sözünü de demez. Pekiyi bunları kim der? Seni yok etmek isteyen güçler, sömürmek isteyen, varlığından rahatsız olanlar der. Altıncı kol faaliyeti dediğimiz güçler der. Kısacası: Ham meyveyi kopardılar dalından diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” diyemez. Böyle bir türkü yakmak, bestelemek bindiği dalı kesmek demektir. Halk yiyeceğini, ne alıp ne satacağını iyi bilir. Yediğini içtiğini türkülerle de dile getirir. Süt içitim dilim yandı / Kara erik çağala / Ye ki yaran sağala diyen halkım: “Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem” demez. Diyemez. Demeyeceğine göre birileri dedi. O halde kim dedi. Ya da dedirttirdi? Nasıl ve ne zaman ortaya çıktı? Kim besteledi? Ya da bestelettirildi? En ünlü türküler arasında yerini aldı.

Cevap: Kadim dostumuz Amerika. Gülmeyin… Sakın ha… Nasıl olur da demeyin? İşte cevabı…

Yıllardır dinlediğimiz türkü: Amerika tarafından sipariş verilerek bestelettirilmiş. Bende bir dostumun gönderdiği ileti sayesinde öğrendim. Gelen iletiyi okuyunca başıma bir bomba düştü. Günlerce düşünsem aklıma gelmezdi. Hayret ettim. Okuduğuma inanamadım. Amerika’nın, Türkler zeytinyağı yemesin / Basma fistan giymesin diye türkü bestelettireceği şeytanımın bile aklına gelmezdi. Ama Amerika’nın aklına gelmiş. Art niyetle bestelettirilen türkü anonimmiş gibi repertuvar kurulundan geçerek, ülkemizin en ünlü türküleri arasında yerini almış, yıllardır da çalınıp söyleniyor. Allah Allah… Allah Allah…

Diyeceksiniz ki “Amerika türkülerimize de mi el altı.” Maalesef el atmış. Şimdi dostumdan gelen iletiyi sizlerle paylaşmak istiyorum. İleti “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmada fistan giyemem aman” diye başlıyor ve devam ediyor:

“Bursa yöresine ait bu türkü 2 Kasım 1954 tarihinde İhsan Kaplayan’dan Muzaffer Sarısözen derlemiş. THM Repertuvar Sıra No: 1133.’tür. Şimdi türkü ile ilgili Prof. Dr. Kenan Demirkol’un tespitlerine bakalım.”

Marshall Planı 2. Dünya Savaşı sonrasında 1947 yılında önerilen ve 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan ABD kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca ABD’den ekonomik kalkınma yardımı almıştır (wikipedia). ABD geçmişten beri dünyanın en büyük mısır üretici ülkesidir. ABD birikmiş olan mısır dağlarını eritmenin bir yolu olarak mısırözü yağı ihracatını keşfetmiştir. Marshal yardımının koşullarından biri Türkiye’nin ABD’den mısırözü yağı almasıdır. (Yeni Sömürgecilik Açısından Gıda Emperyalizmi, Osman Nuri Koçtürk, Toplum Yayınları, 1966). Buna koşut olarak Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde yüz binlerce zeytin ağacı sökülerek bir katliam yapılır.

Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bölümü ABD tarafından Dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı TL karşılığı satılır. Türk insanı zeytinyağından soğutulur ve mısırözü yağı ile margarine alıştırılır . Bu amaçla zeytinyağı ısınırsa kanser yapar gibi yalanlar uydurmaktan da geri kalınmaz. Hâlbuki zeytinyağı halk ağzındaki deyişiyle dumanlaşma derecesi en yüksek (en zor yanan) sıvı yağlardan biridir. Bununla da kalınmaz, kötülemek için tıpkı bugün yapılan halkla ilişkiler endüstrisi çalışmaları gibi “Zeytinyağlı yiyemem aman / Basmadan fistan giyemem aman…” diye türkü sipariş edilir ve ülkenin en popüler türküsü yapılır. Katı yağa / Margarine mahkûm edilen halk, 20–30 yıl içinde bir kaşık yağa bile muhtaç hâle getirilir. Basma giyen kadınlar da plastik giysilerle tanıştırılır’ diyerek türkünün nasıl ortaya çıktığını, Amerika’nın şahsi menfaatleri için türkü bestelettiği gerçeğini ortaya koyuyor. (Prof. Dr. Kenan Demirkol’a ait yazıyı noktasına virgülüne dokunmadan sizinle paylaştım.) Bugün ise gelinen noktada, Amerika’nın ülkemizdeki emperyal amaçlarını gerçekleştirmesi için türkü sipariş etmesine gerek
var mıdır ?” sorusuyla Uzman İnşaat Mühendisi Nizamettin Biber yazısını bitiriyor.

Yazıyı okuduktan sonra yüzlerinizde ki hayret ifadesini görür, olamaz dediğinizi duyar gibiyim. “Olmadık yok da duyulmadık çok” diye bir tabiri vardır Çukurova’nın. Bu da onlardan biri. Amerika şahsi menfaati için binlerce kilometrede öteden gelecek, türkü bestelettirecek, benim insanımın duygularını sömürecek. Hem de Bursa da. Gemlik’te… Zeytinin en çok yetiştiği yerde ünlenen türkü dalga daga Anadolu’ya yayılacak ve en ünlü türküler arasında yerini alacak. Sonra yöre insanı türküye bir de hikâye yazacak… Vay benim ülkem vay…

Türkünün hikâyesi:

“Zeytinyağlı yiyemem diğer adıyla: Gelin Nazlanması olarak da bilinen bu halk türküsü isminden de anlaşılacağı üzere bir gelinin nazlanmasını anlatır. Hangi köy ya da beldede geçtiği ve şahıslar bilinememekle birlikte bursa yöresine ait olduğu bilinen türkü zengin iyi yerlerde yetişmiş okumuş bir genç kızın dağ yöresinde bir köye gelin olarak verilmesiyle başlar. Gelin kız yaşamaya başladığı yeni çevreye ve insanlara uyum sağlayamaz. Onlar gibi basmadan elbiseler giyemeyeceğini damak tadının onların yemeklerine uymadığını böyle bir yere gelin gittiği için yaptığı çeyizlerin boşa olduğunu söyler. Duman içi dağlarda yalnız kaldım diyerek eski yaşantısına duyduğu hasreti dile getirir. Evlendiği insanın kendisine uygun olmadığını söyleyerek ona efendim diyemeyeceğini, hakir görerek dengi biri olmadığını söyler. Kendine uygun bir eş isteyerek verin bana yârimi (bana uygun olan insanı) annemden izin aldım diyerek söylenir. Türkünün diğer bir kısmında ise yaşadığı yerin özelliklerini anlatarak kara üzüm bağlarının olduğunu ve insanların yeşil yazmalar taktığını söyler. Fakat her nakaratta da kaldım duman içi dağlarda sevgili yârim nerelerde diye üzüntüsünü de dile getirir diyerek hikâye bitiyor . Böylece Amerika’nın sipariş vererek bestelettiği türkü uydurulan bir hikâye ile yeni bir kimlik kazanarak hikâyeli türküler arasına katılıyor . Beste olduğu halde repertuvar kurulundan geçiyor. Bizlere ulaşıyor, ünlü türkülerimiz arasında yerini alıyor. Bu gerçek… Ama çok acı bir gerçek.

İşte ben bu gerçeğin sırrına yeni vakıf oldum. Türk halkının “Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem” demediğini yıllardan sonra öğrendim. Beynimdeki sorular netleşti. Bu işte bir “Ali Cengiz oyunu “ var demiştim. Düşüncem gerçek oldu. Sorun çözümlendi. Ama ben buna rağmen işin peşini bırakmadım. İnternet ortamında ne var ne yok diye türkünün adını yazarak Google girdim. Türküyle ilgili tespitlerimin doğru olduğunu, benden önce konuya vakıf olan kişilerin kadim dostumuz Amerika’yı bu meseleden ötürü kınadıklarına tanık oldum. Konuyla ilgili yazıları ibretle okudum. Gücün nelere kadir olduğunun bir kez daha farkına vardım. Sonra… Sonra türkünün TRT sanatçılarının dışında kimler tarafından okuduğunu tespit ettim. Candan Erçetin , Zara, Tülin Karataş, Deniz Toprak, Kubat, Vildan Turan, Dilek Karadağ karşımıza çıkan ilk sanatçılar oldu. Bunları araştırırken türkünün Yunan Sanatçılar tarafından da okunduğunu gördüm . Müzik aynı, dil farklı. Araştırmaya devam ettim. Yunan alfabesiyle yazılmış sözler karşıma çıktı. Sözler aşağıdaki gibi:

Artist: Glikeria
Language: Grek
Giati thes na figeis” lyrics:

Γιατί θες να φύγεις, που θα πας
αφού σ’αγαπώ και μ’αγαπάς
Γρήγορα θα πληγωθείς
θα γυρίσεις μα δεν θα με βρεις.

Γιατί θες για πάντα να με χάσεις
και πικρά πολύ πικρά να κλάψεις.
Θα πονάς για μένα θα πονάς
μές’το κλάμα θα μ’αναζητάς
Τη κάλη μου τη ψυχή
θα θυμάσαι βράδι και πρωϊ

Yunan Alfabesini Google vasıtasıyla Türkçeye tercüme ettirdim. Sözler hiç zeytinden – zeytinyağından bahsetmiyor. Yunanca: (Γιατί Θες Να Φύγεις (Γιατι Θες Να Φυγεις) başlığın Türkçesi: Gitmek istiyorum çünkü / Neden ayrılmak istiyorsun. Diğer sözlerin tercümesi ise aşağıdaki gibi.

Sanatçı: Glikeria
Dil: Greek

“Giati thes na figeis” lyrics:

Neden gitmek istiyorsun sen gidecek
Seni seviyorum ve beni sevdiğini çünkü
Yakında incinecek
Geri gelecektir ama beni bulamayacaksın

Neden hep beni kaybetmek isteyeyim
Ve çok acı çığlığı acı
Bana zarar vermek için acıyor
Mes’to ağlama m’anazitas olacak
Ruhumun iyi
Akşam ve sabah hatırlar

Bu tespitlerden sonra zihnimde sorular yeniden şekillendi. Amerika: Yunanca var olan ezgiye Türkçe sözler yazdırarak mı piyasaya sürdü. Yoksa yeni bestemi yaptırdı. Yunan Sanatçı Glikeria’nın klibinde oyun da oynanıyor. Klip, Yunan oyun müziğinin Amerika tarafından Anadolu’ya transfer edildiğini doğrular mahiyete.
Ayrıca Yunanca verdiğimiz türkünün sözlerinde Zeytinyağlı yiyemem / Basma da fistan giyemem dizelerinin olmayışı tezimizi daha da güçlendiriyor. Kanaatime göre: Müzik Amerika tarafından Anadolu’ya intikal ettiriliyor. Var olan müzik Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem sözleriyle piyasaya sürülüyor. Marshall Planı marifetiyle bestelettirilen türkü Bursa’nın en ünlü türküleri arasında yerini alıyor. Sonra konu gazetelere intikal ediyor. Can Aksın, 22. 01. 2013 tarihli Sabah Gazetesinde konuyla ilgili “Ah Marshall Planı ah ” diyerek duygularını dile getiriyor.

“Şimdi siz 60 yıl hatta daha öncesinin Marshall Planı da nereden çıktı?” demeyiniz. O Marshal Planı yok mu? O neler yaptı neler, hâlâ da onun yaptıklarını çekiyoruz.”

(…) “Hepiniz bilirsiniz, hele Ege yöresinin insanları çok daha iyi bilir. Bir türkümüz vardır, bir zamanlar ha bire söylenip dururdu. Zeytinyağlı yiyemem aman / Basma da fistan giyemem aman. İşte Marshall Planının bugünkü sıkıntıların sahibi olması, bu noktada devreye giriyor. Wikipedia’ya göre, Marshall Planı. 2. Dünya Savaşı sonrasında, 1947 yılında önerilen, 1948–1951 yılları arasında yürürlüğe konan Amerikan kaynaklı bir ekonomik yardım paketidir. Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 16 ülke, bu plan uyarınca Amerika’dan ekonomik kalkınma yardımı almıştır. Buraya kadar her şey iyi gözüküyor ama Amerika bu yardımı bizim karakaşımız, kara gözümüz için hibe olarak vermemiştir. Borç olarak vermiştir. Amerika dünyanın en büyük mısır üreticisi ülkesidir. Elinde birikmiş olan mısır dağlarını eritebilmek için, mısırözü yağı ihracatını keşfedivermiş, Türkiye’ye yapılacak Marshall yardımının koşullarından birini de, Türkiye’nin Amerika’dan mısırözü yağı ithal etmesi olarak belirlemiştir.

İTALYA’DA30,ÜLKEMİZDE2LİTRE

Amerika para verir, Türkiye kendi güzelim zeytinyağı varken, Amerika’dan mısırözü yağı ithal eder. İthalatın kesintisiz sürmesi için, Türkiye’de ilk margarin fabrikası kurulur. Yine aynı dönemde ‘Bunlar bir işe yaramaz’ denilerek yüz binlerce zeytin ağacı sökülüp neredeyse bir zeytin ağacı katliamı yapılır. Kalan zeytin ağaçlarından elde edilen zeytinyağının büyük bir bölümü Amerika tarafından dolar karşılığı alınır ve mısırözü yağı Türk Lirası karşılığı satılır. Türk insanını zeytinyağından soğutup, mısırözü ve margarine alıştırmak için hayâsızca yalan söylentiler çıkarılır. ‘Zeytinyağı ısınırsa kanser yapar’ yalanı bunlardan biri. Oysa zeytinyağı halkın deyimiyle dumanlaşma derecesi en yüksek, yani en zor yanan sıvı yağlardan biri. Biz, Zeytinyağlı yiyemem aman türküsünü söyledikçe Türkiye’de zeytinyağını tanıyanların sayısı hızla azalır. Doğu bölgesindeki insanlarımızın çoğu zeytinyağının adını duymuş ama görüp tanımamıştır. Bugün İtalya’da kişi başı zeytinyağı tüketimi yıllık 25–30 litre arasında iken, Türkiye’de bu rakam 1.5–2 litre arasındadır. Önce ülkemizde bir seferberlik halinde zeytinyağının tanıtımını yapmalıyız. Tanıtımda aksayan yanlarını görmeliyiz. Geniş halk kesimlerinin kullanabileceği ambalajlarla zeytinyağını halkın ayağına götürmeliyiz. Ambalaj masrafından kısıp halka ucuz satmalı ve zeytinyağının yararlarını anlatmalıyız. El ele verip Marshall Planı’nın 60 yıllık etkisini silip atmalıyız” diyerek yazısını bitiriyor. Marshall Plânı münasebetiyle Zeytinyağlı yiyemem / Basmada fistan giyemem dedirten kadim dostumuz Amerika: “Ak bıçak kara bıçak / Babam dükkân açacak/ Evlenmeyin bekârlar / Naylon kızlar çıkacak diyerek naylon kızları da piyasaya sürüyor.

Vay benim ülkem vay… Zeytinyağı yeme. Basma fistan giyme. Kucağında naylon kızlar. Ah Amerika… Vah Amerika… Yuh Amerika…

 

Dr.Halil Atılgan‘dan ALINTIDIR