BİLGİ GÜNLÜĞÜ tarafından yazılmış tüm yazılar

Sağım Solum: KANSER

Memleketim Giresun‘da “Cumhurbaşkanı Erdoğan Tüm Kanser İlaçları Ücretsiz Olacak” demiş. Çernobil’den sonra radyasyonlu çayları için, fındıkları yiyin diyen devleti yönetenlerden sonra, kanser vakasının patladığı Karadeniz’de güzel vaat olmuş.

Daha yeni amca oğlunu kansere verdim. İki amcam da  kanserle mücadele ederken, en genç amca oğluna da kanser teşhisi kondu. Her şeye tamamda o tedavi amacıyla verilen radyasyonla sevdiklerinin renginin, tipinin değiştiğini görmek hiçte alışılacak durum değil.

Türkiye genelin de kanser vakalarının arttığını etrafını gözleyen her insan az çok farkındadır. Eğer Karadeniz insanı iseniz etrafınızda kanserden kayıplar vermeye alışıyorsunuz. Her ne kadar devlet kurumları inkar etse de Çernobil faciasının Karadeniz halkının üzerinde etkisi çok olmuştur.

Doğasının sert iklim şartlarından olsa gerek, insanı da dağları gibi dik durur. Yol yapılacaksa kendi imkanı ile yapar, evine suyu kilometrelerce hark kazar boru döşer evine ulaştırır.

Havası ve suyu ile harika bir diyar olan Karadeniz insanının Tanrı’dan başka hiç kimseden beklentisi olmadan yaşamla mücadelesi devam etmektedir.

Çernobil kazası, 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna Pripyat şehrinde meydana geldi. Bu tarihten önce Kanser vakalarının bütün bakım masrafları devlet tarafından karşılanıyordu. Haliyle Türkiye’de bu kadar çok da kanser vakası yoktu.

Karadeniz’de nereye baksam sağım solum KANSER.

Fedai Çakır

17 Nisan 2017, İstanbul

Güçlü bir Türkiye için “EVET” ?

içerik

Güçlü bir Türkiye için “EVET” Sloganı her okuduğum da bir tebessüm alıyor yüzümü. AK Parti tek parti olarak seçildiği günden bu yana “Güçlü Türkiye” var mıdır bilemem ama “Güçlü bir İktidar” olduğu kesin.

 

AK Parti iktidar olmadan önce Denizin altından geçen Tünelimiz yoktu, 3. Köprümüz, Körfez geçişi köprümüz de yoktu, Otobanlarımız vardı ama bu kadar yoktu, Blok blok kocaman gökdelenlerimizde vardı ama bu kadar çok değildi, İstanbul’a Avrupa’nın, hatta Dünya’nın bizi kıskandıracak havaalanı inşaatını da başlamamıştık, Kanal İstanbul projesini düşünmek bile mümkün değildi. Konya, Ankara, İstanbul arasın da hızlı trende yoktu.

 

Baş örtülü kızlarımız rahat üniversitelerde kendine yer bulamıyordu, imam hatip okulları bu kadar çok değildi, Bu kadar çok üniversitemizde yoktu. Hastanelerimiz yetersizdi, artık her şehre neredeyse her ilçeye bir hastane yapıldı. Belediye otobüsleri pırıl pırıl, çöpler muntazaman toplanıyor, isteyen belediyelerin imkanı ile Konya’ya, Çanakkale’ye gezilere gidebiliyor, Ramazan aylarında sokalar da yemekler veriliyor.

 

EVET yukarı’da yazdıklarımın da tartışılacak yanları var elbette. Ama diyelim ki kusursuzca bunlar oldu ve vatandaşın hizmetine sunuldu. “ALLAH RAZI OLSUN, YAPANLARDAN DA VESİLE OLANLARDAN DA.

 

Peki Güçlü iktidar’dan önce nelerimiz vardı.

 

Komşularla neredeyse sıfır sorunumuz vardı. Barış içinde yaşıyorduk. Siyasi tartışmalarla ayrışmış Türkiye değil birlik ve beraberlik içinde olan vatandaşlar vardı. PKK terörü neredeyse sıfır düşmüş şehit haberi gelmiyor idi. Sokaklarımızda bombalar bu kadar sık patlamıyor idi. Bankaların çoğu yerli sermayenin elindeydi, dolar 1,576 çıvarındaydı. İletişim yerli idi, Türk Telekom, Telsim (Vodofon), Turkcell yerli sermayedeydi. Bir çok sanayi kuruluşu yerli sermaye ile çalışmaktaydı. Fabrikalar el değiştirmemişti. Özelleştirme adına ülkenin varlıkları satılmamıştı. Araştırın resmi devlet kurumlarının verilerine bakın. Resmi devlet istatistiklerini inceleyin.

 

Üniversiteler daha azdı, ama sorular çalınmıyor adaletli çalışan kazandığı yere yerleşiyordu, üniversiteden mezun olmak bir ayrıcalıktı mezun işsiz oranı çok daha az idi. ilköğretim ve lise Eğitimi hiç bir zaman kaliteyi tam yakalamamış olsa da, şu an olan okullar kadar bina anlamında modern okullar olmasa da eğitim kalitesi daha yükse idi. Kaç öğrencinin sınavlarda sıfır çektiğine, kaç öğrencinin gelişmenin temeli olan matematik, fizik sorularında çuvalladığına bakın.

 

Güçlü Türkiye mi bilinmez ama Güçlü Ordumuz var diye övünür idik, adalete güvenimizi her daim eksik idi ama artık adalete hiç güvenimiz yok, siyasilerin yalanlarına “Dün dündür, bu gün bu gündür” sözü ile alışmıştık, artık siyasilerde hiç doğru söylemez olmuş.

 

Parti gözetmeksizin bakın siyaset yapanların nasıl da gözlerimizin içine baka baka yalanlarla bizleri kandırmaya çalıştığına bakın. Bizim ülkemizden daha çok kirli siyasetin olduğu kaç ülke var bir inceleyin. Zenginliğin halk içinde değil siyasi zümreler çevresinde arttığını görün ve halkın günden güne alım gücünün azaldığını görmek için borçsuz alım yapma gücünüze bakın.

 

Adama kayırma, torpil, rüşvet, avanta her daim oldu bu topraklarda, geldiğimiz nokta bunları söylemeye bile korkar olduğumuz bir nokta olmuş. Kendinize sorun korkmadan gelecek kaygısı duymadan yaşıyor musunuz.

 

Benden değilsen telef olursun mantığı ile konuşmak da yazmak da, sokakta olaşmakta tehlike içerir olmuş. İşten kovulma, iş yapamama, hoş görüsüzlük ve saygısızlık da prim yapar olmuş. Yok böyle bir şey diyorsanız kendinize öz eleştiride bulunun.

 

Yalakalık ve ispiyonculuk ise almış başını gidiyor.

 

FETÖ‘yü ülkenin başına getirenler ise hiç sorumlukları yokmuş gibi gerim gerim gerilerek ortalıktalar. Sadece bir cemaate karşı olmayı marifet bilenler hala diğer cemaatlere çanak tutuyorlar.

 

Huzur, komşusuzluk, sevgisizlik, ekonomik yıkım, terör, kapitülasyon, sanayileşmenin olmayışı, işsizlik, kalitesiz eğitim, eğitimsizlik, adaletsizlik, güvensizlik, gelecek korkusu, bölünme ve iç savaş tehlikesi bunların üstüne birde ileride kötü sonuçlar doğuracağı kesin olan dış borçlanma. İşte bunlar Güçlü iktidarlarda olmaması gereken konular idi.

 

Şimdi bir düşün. Bunca yıl “Güçlü iktidar” var iken “Güçlü Türkiye” var olmamışsa, bundan sonra ne değişecek.

 

Var oluşunu sürdürme mücadelesin de olan bir Türkiye var iken, iç ve dış mihrakların faaliyette olduğu ülkedir Türkiye.

 

Bir tane örnek gösterin sanayi adına açılmış fabrika var mı?, bir tane örnek gösterin yabancı sermayenin bankacılık yada karlı gıda, vb. hazır kurulmuş köklü kuruluşları krizi bahane ederek değerinin altında satın almalar dışında bir yatırım yapmış mı?, İş, istihdam yaratacak devletin memur işçi alımı, hizmet tüketime yönelik olmayan bir sektör oluşmuş mu?, Tarım, hayvancılık bunca devlet teşvikine rağmen ilerleme kaydediyor mu?, Türkiye’nin ekilmeyen toprak yüz ölçümüne, hayvan güdülmeyen meralarının yüz ölçümüne bakın. Bakın da durumu anlayın, kavrayın.

 

Son söz:

 

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” Mustafa Kemal Atatürk – 20 Ekim 1927

 

 

Fedai Çakır

12 Nisan 2017, İstanbul

TÜRK HALK MÜZİĞİNİN GÜÇLÜ SESİ

seyda 2

 

Türk halk Müziği’nin yeni güçlü sesi Şeyda Karadeniz şarkıları ve sesi ile gönüllere feth etmeye devam ediyor.

Birbirinden muhteşem seslerin olduğu Türk Halk Müziğin de uzun süredir halkı içten etkileyen bir ses olarak Şeyda Karadeniz müzik otoriterleri tarafından gösteriliyor. Türk Halk Müziğinin muhteşem sesi Şeyda Karadeniz Seyhan Müzikten çıkardığı Vefa albümü ile Türk Sanat müziğine özlem duyan ve sevenlerin gönlüne taht kurdu.

Yurt içinde ve yurt dışında konserler veren Şeyda Karadeniz geçen sene Avusturya’nın Başkenti Viyana’da hemşirelerinin davetlisi olarak konser vermiş ve Karadeniz Müziğinde de “Görele Horonu” türküsü ile varım diyen sanatçılardan.

İlerleyen zamanlarda kendinden ve sesinden çok konuşulacak olan Şeyda Karedeniz;

kapak 1

1987 Samsun’da doğdu. 2009 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü Türk Halk Müziği Ana Sanat dalından mezun oldu.

2010 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Öğretmenliği Ana Sanat Dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı.

TRT Yurttan Sesler Korosu Misafir Sanatçı, T.C Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi ile Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal Beyatlı Uluslararası Sempozyumu (14–16 Mayıs 2008, Üsküp-Makedonya) THM konseri Solisti, Giresun / Eynesil Ören Belediyesi Dizgine Şenlikleri, Viyana Geleneksel Türk Buluşması gibi etkinlik ve projelerde yer aldı.

Okul hayatında ve mezun olduktan sonra TRT İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği Gençlik Korosu, Kültür Bakanlığı İstanbul Türk Halk Müziği Korosu, İTÜ Türkü Türkü Türkiye’m Korosunda yer aldı.

Şu an İstanbul Büyükşehir Belediyesi Orkestralar Şube Müdürlüğü Türk Halk Müziği Topluluğunda Ses Sanatçısı olarak görev yapmaktadır.

 

 

 

SİNEMADA VE DİZLERDE PROPAGANDA

 

çocuklarımız ellerinde oyuncak tabancaları ile birer kovboy olur Kızılderili avlamaya çalışırız. Hiç sorgulamayız o beyaz adam’ın ne işi var Kızılderililerin vatanından, o beyaz adam neden soyunu kurutuna kadar öldürmüştür o insanları. O insanlar ki doğa ile iç içe barışık yaşayan ihtiyacı dışında avlanmayı bile kendine yasak etmişlerken.

Sinema ve Televizyon dünyası işte böyle bir şey, ister ise size masum barışçıl insanları vahşi olarak gösterir ve siz onların ölümüne acımaz hatta çocukken onları avladığınızı düşünürsünüz. Bu da gayet normal gelir sizlere.

Hitler Almanyası ile Kızılderilileri kat eden Amerika tarihi arasında işlenen suç anlamında hiç fark yoktur, hatta Amerikan tarihi bu konuda daha acımasız ve kanlıdır. Hal böyle iken Amerikan halkı bu katliamları yapanların ataları hakkında hiç bir soy kırımı suçlaması ile karşılaşılmaz. Karşılaşılmaz çünkü Hollywood sineması bu olayları sempatikleştirmiş neredeyse Amerikan halkına bu yaptıkları için şükran duyulmuş, teşekkürler edilmiştir.

Tarih değişmez lakin Tarih yazarları olmasaydı. Tarihe olan bakış açısıda değişmezdi ah şu senaryo yazarları, yapımcılar, yönetmenler olmasaydı.

Senaristlerin, yönetmenlerin bakış açıları aslında güzel işlerin çıkmasına insanların bakış acılarının değişmesine farkındalıkların oluşmasına neden olur çoğu zaman.

Günümüzde en çok köşe yazarları kalemlerini bir silah gibi kullanırken, Tarihçi olduğunu söyleyene tetikçi yazarlarda tarihin geçmişini farklı yönlere çekmeyi iyi becermekteler. Bu yazarların içine senaristlerin ve yönetmenlerin kameralarını silah olarak kullanmaya başlaması da toplumun bakış acısının değişmesi için gereken yönlendirmeyi vermektedir.

Propaganda amaçlı filmlerin çekilmesi dünya tarihinde çok etkin olarak kullanılmıştır.  Siyasiler de halkın bu şekilde kendi istediği gibi bakmasının yolu yakalanmış olur.

Türkiye’de de geçmiş dönemlerde çeşitli propaganda amaçlı filmler ve diziler çekilmiş ama hiç biri günümüz TRT dizileri kadar başarıyı yakalayamamıştır. TRT’nin kuruluş amacı halkın haberleri bağımsız şekilde ulaşabilmesidir. TRT en ücra köşede ki insanımıza ulaşabilen tek kanal olma özelliğini yıllarca sürdürdürmüştür.

TRT bir devlet kurumu olarak aslına bakarsanız propaganda amaçlı işler yapmaması gerekmektedir. Lakin hiç bir zaman böyle olmadı. Bugün ki iktidarlar öncesinde de her daim iktidarın politikaları yönünde propaganda kokan yayınlar yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir.

TRT’nin özellikle tarihi dizi olarak çektiği Diriliş dizisinin başarısının dan sonra bu dizinin verdiği başarıyı Osmanlı padişahları içerisinde en çok tartışılan Abdülhamit’i çekmesi oldukça zamanlama açısından manidardır. Fatih filminin gişede yeterli başarıyı yakalaması ile Fatih dizinin çekilmesi de buna benzer bir nedenle olmuştur. Fatih dizisi reyting kurbanı olmuş unutulan diziler arasında yerini almıştır.

İzleyici olarak seyrettiğimiz sahnelerden zevk alalım ama Tarihi karıştırmayalım. Sonra masum kızıldereliye acımayan vicdansız insanlara katılmayalım.

Sadece Dünya sineması, dizilerinin propaganda gazına gelmediğimiz gibi yerli propaganda filmleri ve dizlerinin de gazına gelmeyelim.

Fedai Çakır

20 Şubat 2017, İstanbul

KİMSE YOK MU?

ignorance1

İnsanlar razı gelme, şükür etme, sabırlı olmayı farklı algılamışlar belli ki bizim topraklarda.

Sorgulamadan yaşamak var olan gelecek güzel günlerin önüne geçiyor, korkutulan insanlar daha iyisi var iken kötü şartlarda yaşamaya razı geliyor, lüks evlerde yaşayıp, lüks otomobile binen insanların telkini ile üç beş kuruşa şükür edip sabah 06 da kalkıp akşam 20 işten gelmeyi şükredip kabul ediyor. İsyan edeceği yerde korkunun verdiği psikoloji ile sabırlı olmak lazım diyor, sabır edeceği yerde bol keseden konuşup eşi dostu kırar oluyor.

Yukarıda yazdıklarımız günümüz Türkiye’sinde ki insanların ruhsal halleri.

Vakıflar bankasın da genel müdür yardımcılığına kadar yükselmiş ve hazinede de uzun süre üst düzey görev yapmış bir arkadaşımın Türkiye ekonomisi için söylediği sözler aklımdan çıkmıyor bir türlü.

Ekonomi nereye gidiyor ülkemizde dediğim de;

“Bakın bundan çok değil 15-20 yıl önce ülkemize akın akın gelen Romen ve Rus vatandaşlarını sokaklarımızda bol bol görürdük. Ve derdik ki yahu adamlar günlük 10 dolara aylık 300-400 dolara çalışıyorlarmış… Tükiye’de askeri ücretli çalışan ne kadar günlük yada aylık para aldığını bir hesaplayın ekonomiyi sizde yorumlarsınız” dedi.

2017 asgari ücret rakamı belli oldu. Çalışma Bakanı Müezzinoğlu, asgari ücretin yeni yılda net 1404 lira olacağını açıkladı.

Dolar kuru bu yazıyı yazdığım da 1 Usd = 3,716  TL

Basit bir hesap yapalım bakalım. Aylık 378 dolara karşılık geliyor. Yani büyük şehirde yaşayan bir insanın işe gidiş gelişini de sayarsak gününün ortalama 10-12 saatini  13 dolar karşılığında çalışıyor.

Kısaca adam sana 13 dolar veriyor seni 12 saat çalıştırıyor. Her hizmetini işini yaptırıyor. neredeyse 1 dolara 1 saat çalışıyorsun kısaca.

Bu kadar zengin kaynaklara sahip olan bir ülkenin, bu kadar zengin iş adamı siyasetçisi var iken sen hiç kendine soruyor musun nerde yanlış yapıyorum diye.

Sormuyorsun o zaman sor.

Cehaletliği ile övünen insanlar topluluğuna dönmüşüz.

Ah cehalet tarihe düşman, bilime düşman, doğaya düşman, sanata düşman, güzel olan ne varsa ona düşman!

Günümüz Türkiye’sinde insanımız tek tip insan protitipine dönmüş. Sorgulamayan, razı gelme, şükür etme, sabırlı olmayı farklı anlayan tek tip insana dönmüş.

Michel Foucault ne güzel tespitte bulunmuş tespiti sanki.  “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir.”

Kimse yok mu? Türkiye….

 

Fedai Çakır

9 Şubat 2017, İstanbul

HAYIR – EVET

bugun_referandum_olsa_ne_olur_evet_mi_hayir_mi_h36148_a1cad

Çok tartışılan bir ortamda anayasa değişikliğine giden Türkiye, kavga gürültü ile meclisten geçen Anayasa değişikliğini halk oylamasına (referanduma) götürmeye karar verdi. Halk evet mi? hayır mı? diyecek diye günler sayılıyor.

Elbette ki halkın verdiği karara saygılı olmak ve verdiği kararı doğru olduğunu kabul etmek gerekiyor. Hemen belirteyim ki halkın verdiği kararın sandığa şaibesiz olarak aktarılması önemli. Kaldı ki geçen seçimlerde FETÖ örgütünün yaptığı darbe ve bu örgütün Ülke üzerinde neler yapabildiğini bilmediğimiz bir ortamda Ankara Belediye seçimlerinin üzerinde ki kara bulutlar tam olarak aydınlanamamıştır.

Devlet kurumlarının içinde girmediği sızmadığı yer alan olmayan FETÖ örgütünün neden ise bir tek siyasilerin içine birde Yüksek seçim kurulu içine sızmadığına vatandaşların inancı yoktur. Başta siyasilerin içinde ki FETÖ örgütü mensuplarının temizlenmesi ve Yüksek seçim kurulunun da temiz olduğuna vatandaşın vicdanının inanması gerektiğine inanmaktayım.

Bir çok daha çelişkiler ve vicdanların rahatsız olduğu bir ortamda halk oylamasına gitmek ve bu oylamanın sonucunun evet yada hayır çıkmasının çok da manası yok gibidir.

Yukarıda yazdıklarımın doğruluğu yada yanlışlığının da pek önemi kalmadı her türlü referandum kararı alınmış ve oylama yapılacaktır. Benim de yazdıklarım tarihe bir not olarak kalacaktır.

Toplum olarak bir çok paranoya ürettiğimiz ve ayrışımların yaşadığı bu güzel ülkemiz de tek bir tez vardır ki oda bizleri ayrıştırıp birbirimize düşürmek isteyen iç ve dış etkenlerin olduğu.

Hal böyle iken daha referandum tarihi bile açıklanmamışken toplumun önünde bulunan milli değerlere sahip insanların bu ayrışmaları harlayacak videolar yapmalarına akıl sır erdiremiyorum. Tuzu kuru olan bu insanların topluma içine attığı ayrışma ateşi yangını başlatmıştır.

Milli değerlere sahip insanları siyasetten uzak durması (elbette kendi siyasi tercihi olabilir), her kesimden insanı temsil ettiğinin hassasiyetinde olması gerektiğinin altını bende çizeyim. Bütün topluma mal olmuş bu milli kişilerin şu an toplumun bir kısmının tepkisini kazanması ne onlara nede Türk toplumuna faydası var. Zararı var faydası yok inanın.

O kadar saçma sapan tartışmalara ve söylemlerle ilerliyoruz ki, bu kadar önemli bir kararı da toplum olarak saçma sapan söylemlere değil akıl ile, düşünme ile, hür iradeyle ve vicdan ile mukayese ederek karar verim oylamada EVET yada HAYIR diyelim.

Bir çok parti kuruldu, bir çok lider gelip geçti as olan Vatan ve milletimizin bölünmezliği.

HAYIR’lı Cumalar.

 

Fedai Çakır

26 Ocak 2016, İstanbul

KENDİ AYAĞINA SIKMAK

Seker_pancari_yetistiriciligi_(Sugar_Beet_Growıng)_b_2

Bir kaç kez gözüme çarpan haberler vardı, şeker üretimi ile tatlandırıcılar arasında geçen konular. Gündemin yoğun değiştiği bir ülkede yaşıyor ve orada yazılar yazmaya çalışıyorsanız bazı haberleri es geçebiliyorsunuz, yada çok ilgi alnınızda olmayabiliyor.

Bir Ankara ziyaretimiz de Sayıştay’da yılların tecrübesi sabit olan, bürokrat olarak çok önemli noktalarda görev yapmış ve halen Sayıştay’da denetmen olarak  görev yapan bir ağabeyimizi de ziyaret etmiştim. Bu ziyaret sırasında kısaca şeker pancarı ve tarım üzerine sohbetlerimiz olmuştu.

Şeker pancarı üretimi, çiftçimiz,  25 yakın fabrikamız ve buralardan ekmek kazanan binlerce insanımızı ilgilendiren bir konuydu aslında konu. Hiçte öyle es geçilecek bir konu değil üstüne basa basa konuşulması, duyurulması gereken bir konuydu.

Şeker Pancarı Üretimi Ve Üreticisi Üzerine Oynanan Oyunlar Var.

Bu konuda teknik bilgilerle donanmış bir çok makale ve yazıyı internetten de bulabilirsiniz. Ben teknik konularla sizi boğmak istemiyorum anladım dilden kısa ve öz size anlatayım.

Tatlandırıcı ithalatını  yada mısır ithalatını teşvik ederek doğrudan şeker pancarı olmadan mısırı Brezilya yada ABD’den getirmeyle şeker elde etmek. Ben şeker diyorum aslında teknik ham madde olan glikoz elde etmeyi amaçlayan yöntemler teşvik edilmektedir.

Şeker pancarı üretimi pahalı diyerek fabrikaların kapılarına kilit vurmayı, şeker pancarı üretimini azaltarak yada yok ederek çiftçiyi zora düşürecek uygulamalara adım atılmak isteniyor.

Ülkemizin şeker ihtiyacı yıllarca şeker pancarından karşılanırken, bundan böyle yabancı firmaların ithal mısırdan ürettikleri şekerlerle mi karşılanacak? Evet böyle devam ederse olacağı budur.

Bir dönem tarımda ve hayvancılıkta kendi kendine yeten ülke olduğumuzu ders kitapların da okur ve övünürdük. Hiç kıtlık ve açlık olamayacak ülkelerin içinde olacağımızı düşünür kendimizi güvende hissederdik.

Şeker pancarı demek sadece şeker üretimi demek değil. Doğaya verdiği foto sentez ile oksijen demek, hayvanlara verdiği küspe ile hayvancılığın yem ham maddesi demek, köylünün geliri demek göç olmayan köyler demek. Ekonomi demek, milli demek.

ŞEKER PANCARI TARIMININ FAYDALARI

Neden şeker pancarı üretimi önemlidir?.Şeker pancarı tarımı yüksek istihdam sağlayarak köyden göçü önlemekte,devlete hiç yük olmadan kuru tarım arazisini sulu tarıma kazandırmakta, yan ürün olarak posa ve melası ucuz hayvan yemi temin ederek hayvancılığın gelişmesine hizmet etmekte,melastan üretilen maya 80 ülkeye ihraç edilerek döviz girdisi sağlamakta,taşımacılık sektörüne oldukça fazla yük sağlamakta,fotosentez sonucu havaya ormandan 3 kat daha fazla oksijen sağlamakta ve en önemlisi de planlanan pancar kooperatifleri vasıtasıyla çiftçinin üretim alanında bilinçlendirilmesi,tarımda münavebenin uygulanması,üreticinin araç,gereç sahibi yapılması,tarım teknolojilerinin ve araçlarının kullanılmasının sağlanması yanında pancar tarımının tarımsal denetimini eksiksiz yapmasıdır.Kısaca şeker pancarı tarımı bir bütünlüklü proje olup tarımsal denetimi Türkiye çapında yapan  başkaca bir kurum da bulunmamaktadır.Dünyada olayı bu boyutta ele alan başka bir ülke  de yoktur.(1)

Şeker Yasası ile;

Şeker fabrikalarının alacağı şeker pancarı da azaltılmaya başlandı ve pancar çiftçisi daha da fakirleşti, Kar getiren fabrikalar satılma sürecine sokuldu, fabrikaların kapasiteleri düştü, NBŞ (Nişasta Bazlı Şeker) kotası artırılınca Dünya mısır üreticisi tekellerine pazar açıldı. YYT (Yüksek Yoğunluklu Tatlandırıcı ) dış alımında da patlama oldu.

Bu işin çözümü Sayıştay’ın yazdığı raporu okumak ve orada ki öneriler kısmında yazanları uygulamaktır. Devletin başka bir devlet kurumunun yaptığı titiz çalışmayı göz ardı yapmamasıdır.

Şeker Kurumunun 2015 yılı çalışmaları üzerinde Sayıştay tarafından yapılan incelemeler sonucunda getirilen öneriler aşağıdadır.

Yılına ilişkin öneriler:

1- Şeker Kurumunun, pancar ekilecek alanlara izin verirken, yapılacak uygulamanın sürdürülebilir su kaynakları yönetimine ilişkin planlamalara uygunluğunun kontrolü ve yer altı su kaynaklarının dengesinin korunması konusunda DSİ ile işbirliği yapması,

2- Türkiye’de üretimi yapılmayan, ancak başta ilaç sanayi olmak üzere çeşitli kullanım alanları bulunan ve 2015 yılında yayımlanan “İthalat Tebliği” çerçevesinde ithaline izin verilen, Yüksek Yoğunluklu Tatlandırıcıların ithal amaçlarının dışında da kullanıldığı ve piyasayı olumsuz yönde etkilediği dikkate alınarak söz konusu maddelerin ithal amacı dışında kullanılmasını önlemek amacı ile gerekli tedbirlerin alınması, (2)

Yapmayın arkadaşlar, kendi ayağımıza sıkmayın.

Fedai Çakır

17 Ocak 2016, İstanbul

Kaynak:

1-  Prof. Dr. Mustafa AYYILDIZ

2- Sayıştay ŞEKER KURUMU 2015 RAPORU

ŞEKER KURUMU 2015 (21.07.2016)

SIRADIŞI ŞAİR (Çocukluğunu yitirmemiş, yalnız bir adam)

yazar-olmak-icin-hangi-universite

Sosyal medyada Dizeleri en çok aforizma olarak paylaşılan, portreleri ve denemeleriyle düzyazıda da “başyapıt” kıymetinde eserler ortaya koyan bir şairdir o.

Kadınlara çekinmeden evlenme teklif edebilecek kadar özgüven sahibi olan Şair, alışveriş sırasında bu özgüveni kaybolmaktadır. Beğendiği bir şeyin fiyatını sormaktan çekinir, çünkü fiyatını sorduğu andan itibaren o şeyi alma mecburiyeti hisseder. Bir diğer ilginç özelliği ise bir meyveyi veya sebzeyi yarım kilo alamamasıdır, çünkü bir şeyden yarım kilo alırsa satıcının kızacağını düşünen bir şairdir.

Çok kadını sevdi, bu kadınları da herkesin sevmesini isterdi. Dostları sevdiği kadını beğenmeliydi. Bu yüzden sevdiği kadını beğenmeyen arkadaşlarına küserdi. Mektup yazmaya bayılırdı, hatta o kadar ki kadınların ağzından kendi kendine mektup yazar ve postalardı.

Yazı yazarken diğer yazanların aksine sessizlik değil hep gürültü arardı. Sırf bu yüzden evde yazı yazarken televizyonun ve radyonun sesini açan bir şairdir o.

Tarifsiz bir okurdu, ilkokul 3’te Suç ve Ceza’yı defalarca okudu. Karamazov Kardşler’i ise tam 5 kez okumuştu. Çok iyi şairdi, kompozisyonu bundan aşağı kalır değildi ama yine de sayılarla sorunları oldu. Saatin kaç olduğunu anlamayı 5. Sınıfta öğrendi. En kötü dersi resimdi. Birkaç kişi hariç tüm sınıfın kompozisyon ödevini yapan çocuktu.

İlkokulda bir dergi çıkarmaya karar verdi. Ancak baskı makinelerinin azlığı, var olanların kalitesizliği buna mani oluyordu. Ama yine de yılmadı, sıkı dostu Altan Günalp ile birlikte elle yazılarını yazdığı, resimlerini çizdiği okul dergisini çıkardı. Derginin en sıkı takipçileri ona hayran olan okuldaki kız arkadaşlarıydı.

Ortaokulda 100 metre koşusuna katıldı. Yarışmada birinci gelen şaire kalem hediye edildi. Böylelikle ilk dolma kalemine sahip olmuştu. Edebi kişiliğinin yanında bir de sporcu yanı vardır, Futbola bayılırdı.

Şair içkiden ziyade tam bir sigara tutkunudur. Bir gün onu çorba içerken görenler büyük bir şaşkınlık yaşarlar. Çünkü bir kaşık çorba içtikten sonra sigarasından bir nefes çekmektedir. Bir kaşık çorba bir nefes sigara, bir kaşık çorba bir nefes sigara…

Çok yoğun çalıştığı, sık sık teftiş yaptığı bir dönemde hiç berbere gidememiş ve saçı-sakalı çok fazla uzamıştır. İş yoğunluğu azalıp berbere gider. Berber “Abi seferden mi geliyorsun?” der. Bu sözlere çok sinirlenen şair, hışımla berber koltuğundan kalkar ve bir daha hiç berbere gitmez. Saçlarını bundan sonra sadece evlendiği kadınlar kesecektir.

Süreyya Kapınak soyadını değiştirmeye karar vermiştir, yemekli bir mecliste bu fikrini yazar ve şair arkadaşlarına açar. Ancak çeşitli önerilerde bulunan arkadaşlarının önerilerini beğenmemiştir. Aynı mecliste bulunan Şairimiz öne çıkar ve soyadını “Berfe” yapmasını söyler. Bu kelimenin anlamına soran Süreyya kelimenin Kürtçede “kar” anlamına geldiğini öğrenir. Bu kelimeyi ve anlamını çok beğenen Süreyya Kapınak, soyadını değiştirir. O artık Süreyya Berfe’ydir.

Papirüs dergisini çıkarmaya karar verir, paraya sıkışmıştır. Bir gün yazıhanesine Edip Cansever gelir. Şairin en büyük aşkının getirdiği bir halıyı görür. Antikacılıkla uğraşan Edip aslında bir değeri olmayan o halıyı antikaymışçasına satın alır. Böylelikle Papirüs’e en zarif şekilde katkı sağlamıştır. O Uğruna Chevrolet’sini sattığı, edebiyat dergiciliğinde İstanbul’u aşan Papirüs’ün sahibidir.

Tomris onun en büyük bir aşkıdır. Bu aşkın öfkesi de büyüktür, bir tartışma sonrası çok sinirlenir ve birbirlerine yolladıkları tüm mektupları yırtarlar. Ve bu mektuplardaki aşk günümüze ulaşamayacaktır. Tomris’le ilişkisini bitirdikten sonra onunla gittiği hiçbir mekâna adımını atmayacaktır.

Paris’te büyük bir evhama kapılmıştır. Turgut Uyar ve Edip Cansever’in onu Türkiye’de unutturmaya çalıştığı düşünmektedir.  Kızı Ayçe ile sağlıklı bir ilişkisi yoktur. O kadar ki kızının nikâhına katılamamıştır, çünkü ona haber verilmemiştir.

Türk şiirine damgasını vuran şairin hayatı da şiiri gibi “sürreal”di. Sevdi, aşık oldu, hasret çekti, acılara katlanmaya çalıştı, çoğu kez ağladı, kıskandı ve eşsiz şiirleri bunlardan doğdu.

Hepsi ama hepsi bambaşkaydı. Şairlik duygusunun en temel aktörü annesi Gülbeyaz Seber’di. Şiire ilk adım atışını annesinin anlattığı Kerem ile Aslı hikayesine bağlar.

Muhalifi olduğu Adnan Menderes’i soruşturan ve lehine rapor yazan maliye müfettişidir, Kendi alanında kült Emmanuelle filmi için “yayına uygundur” kanaati bildiren bilirkişidir,  Yolsuzluğu önlemeye çalışırken bakana çarptığı için işinden olan Darphane Başmüdürüdür, Şemsiyeci ve Orta Doğu İktisat Bankası Yönetim Kurulu Üyesidir.

Alevi kızı Gülbeyaz’la nakliyeci Hüseyin’in, Pülümür’de doğan ama doğum günü olmayan çocuğudur. 1938’de Dersim İsyanı sonrasında ailesi  ile birlikte çocuk yaşta Bilecik‘e sürgün edilmiştir.

Şair bu sürgün için şu mısraları yazmıştı:

Bizi kamyona doldurdular,

Tüfekli iki erin nezaretinde,

Sonra o iki erle yük vagonuna doldurdular,

Günlerce yolculuktan sonra bir köye attılar,

Tarih öncesi köpekler havlıyordu.”

Oğlu Memo çok fütursuzdu, babasıyla sürekli kavga eden Memo babasının en değerli kitaplarını çalıp sahaflara satardı. Şairin son yıllarını çekilmez hale getiren Memo bir tartışmaları sırasında babasını ağır şekilde darp ettiği idea edilir. Hastaneye kaldırılan Şair hastalık ve üzüntü sonucu birkaç gün sonra hayata veda edecektir.(1)

Asıl adı Cemalettin Seber olan Türkiye’de şiirin köşe taşlarından Cemal Süreya‘yı 27 yıl önce, 59 yaşındayken, 9 Ocak 1990’da kaybettik.

Fedai Çakır

9 Ocak 2016, İstanbul

1- Cemal Süreya’nın en uzun süre evli kaldığı, son gecesini aynı evde geçirdiği eşi ve oğlu Memo Emrah Seber’in annesi olan Zûhal Tekkanat’ın  kavga olayını kesin bir dil ile red eder.

Şehit polisin köpeği oradan hiç ayrılmıyor

5870a5f30f25444240011d65

İzmir Adliyesi’ne yönelik saldırıda şehit olan polis memuru Fethi Sekin’in her gün beslediği ‘Arap’ isimli köpek, adliye önündeki kulübenin yanına yatıp, burada bekledi.

5870a5e60f25444240011d63

Bayraklı’daki İzmir Adliyesi’ne yönelik olarak dün düzenlenen bombalı terör saldırısı sırasında teröristlerle son kurşununu kadar çatışıp şehit düşen 3 çocuk babası trafikpolisi Fetih Sekin, görev yaptığı kulübenin yanına gelen ‘Arap‘ isimli köpeği her gün besliyordu.

5870a5fa0f25444240011d67

Çatışma anında görüntülerde koşarken görülen köpek, bugün de kulübenin yanına geldi.

Patlamayla birlikte kullanılamayacak hale gelen kulübenin yanına yatan köpek, burada bekleyerek çevreyi izledi.

re-vert

Kaynak: Hurriyet

KABUS GİBİ BİR YIL (2016) SONA ERDİ

gule-gule-2016-hosgeldin-2017Hiç kuşkusuz ki 2016 yılının kabus gibi bir yıl olduğu konusun da hemfikiriz. 2016’da en çok terör olayları ve mülteci sorunu ile mücadele edildi. Dünya ekonomisi daraldı, siyasi çekişmeler arttı. Arap baharı ile başlayan ve Ortadoğu da iç savaşa dönüşen süreç sonucunda milyonlarca insan evsiz, yurtsuz kaldı. Binlerce sivil insan öldü.

 

Aslında 2016yılını kötü geçeceği  Kuzey Kore’nin ‘Hidrojen Bombası Denedik’ açıklamasını Ocak ayının ilk günlerinde yapmasıyla ilk işaretini vermişti. Ortadoğu’nun Yangın Yeri Suriye’den kaçanlar arasında en çok da çocuklar mağdur oldu. Uzmanlar bu çocuklara kayıp nesil diye adlandırırken Türkiye’nin Bodrum sahiline vuran  Aylan bebek ile Avrupa ve dünya ilk kez vicdanları ile yüz yüze geldiler.

 

Uluslararası Af Örgütü’ne göre savaş sırasında her bir saatte 50 aile evlerini terk etti. Bu; Yunanistan, Portekiz ya da Belçika’nın nüfusuna eşit. 5.5 milyondan fazla kişi başka ülkelere göç etti. Resmi rakamlara göre 3 milyondan fazla mülteciye Türkiye kucak açtı.

 

Sadece 2016 yılın da Türkiye’de 20 yakın bombalı terör saldırısı oldu ve yüzlerce insan hayatını kaybetti, binlerce insan yaralandı ve sakat kaldı. Dünya ülkelerinin içinde en çok bombalı saldırı ve terör saldırısına uğrayan ülkelerin başını Türkiye çekiyor. Saldılar da binlerce insanını kaybeden Türkiye 15 Temmuz 2016’da tarihinde hiç beklenmedik bir terör saldırı ile karşı karşıya kalıyor. Bir grup vatan haini askerin Pensilvanya’dan aldığı emir ile ülke yönetimine ve demokrasiye yönelik darbe girişimine kalkıştı. Türk halkı darbeyi püskürttü ama saldırılarda 248 şehit, binlerce yaralı ve sakat kalan gaziler oldu.

 

Küresel Terör Fransa’yı ulusal gününde, hürriyet, eşitlik ve kardeşliği kutlarken vurdu… Nice’de, ülkenin en önemli ulusal bayramı 14 Temmuz Bastille Günü’nü kutlamaları sırasında bir kamyon kutlama yapan kalabalığın içine daldı. Saldırgan kamyonla 2 km boyunca kalabalık içerisinde ilerledi, önüne geleni ezdi ve silahla etrafa ateş açtı.

 

Paris Savcısı Francois Molins, saldırıda 10’u çocuk ve genç 84 kişinin hayatını kaybettiğini, 52’si ağır 202 yaralının olduğunu açıkladı.

 

Belçika’nın başkenti Brüksel’deki Zaventem Havalimanı’nda 22 Mart’ta 2 ayrı patlama sesi duyuldu. Devlet televizyonu havalimanındaki patlamanın sebebinin intihar saldırısı olduğunu açıkladı, savcılık bu bilgiyi doğruladı. Belçika medyasından yansıyan bilgilere göre 34 can kaybı vardı.

 

Yılın son günlerinde bu defa Almanya’nın başkenti Berlin’den bir saldırı haberi geldi.  Almanya’nın başkenti Berlin’in turistik merkezlerinden Kurfuerstendamm’daki Noel pazarına giren çelik direk yüklü TIR, pazarın en yoğun olduğu saatlerde kalabalığın içine doğru girdi ve 12 kişinin ölümüne, 48 kişinin ise yaralanmasına yol açtı.

 

Terörden 11 Eylül saldırılarından sonra ABD halkını sarsan bir terör saldırısı gerçekleşti. ABD’nin Florida eyaletine bağlı Orlando kentinde eşcinsellerin gittiği bir kulübe silahlı saldırı düzenlendi. Orlando Valiliği, saldırıda 50 kişinin öldüğünü, 53 kişinin de yaralandığını açıkladı.

 

Dünyada 2016 da başka kötü olumsuz olaylarda çok oldu, dünyaya mal olmuş sanat, spor camiasından insanları kaybettik.

 

İnsanların doğal ortamından söküp getirdiği kutup ayısı Arturo, 30 mutsuz yılın ardından Hayvanat Bahçesinde Delirerek Öldü, İtalya’da Çin’de depremler oldu bir çok insan evsiz kaldı ve öldü, Matthew Kasırgası Haiti ve Amerika’da yüzlerce can aldı, final maçına giden Chapecoense takımının uçağı düştü 76 Kişi hayatını kaybetti, Pakistan’ın Başkenti İslamabad yakınlarında düşen uçakta 152 kişi öldü, Gana’da sahte ABD Büyükelçiliği açan Türklerin, yıllarca Afrikalıları dolandırdığı ortaya çıktı, bir devir daha kapandı Küba Devriminin Lideri Fidel Castro Aramızdan Ayrıldı, Bir efsane daha artık aramızda değil; Muhammed Ali Hayatını Kaybetti. Türkiye’de Giresun’da askeri helikopter düştü ve 7 kişi öldü, Adana Aladağ’da yurt yangınında çoğu çocuk 12 kişi öldü.

 

2016 yılının kapanmasına günler kala Ankara’da silahlı suikaste uğrayan Rus Büyükelçi Karlov yaşamını yitirdi ve yine aralarında dünyaca ünlü Kızıl Ordu Korosu‘nun üyelerinin de bulunduğu 92 kişi taşıyan askeri bir uçağın Karadeniz‘e düştü ve 68’i koro mensubu 93 kişi öldü.

 

Dünya genelindeki artan terör tehdidi ve bölgesel çatışmalar silah satışlarına da yansıdı. Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI), silah pazarının en iyi müşteri ve ihracatçı ülkelerini açıkladı. Rapora göre 6. sırada yer alan Türkiye’nin silah alımı, dünya toplam silah ticaretinin yüzde 3.4’üne tekabül ediyor diye açıklandı.

 

Türkiye sevdiklerini kaybetti:

 

Mustafa Koç hayatını kaybetti, Kamer Genç hayatını kaybetti, Oya Aydoğan hayatını kaybetti, Tanju Gürsu hayatını kaybetti, Yaşar Nuri Öztürk hayatını kaybetti, Naşide Göktürk hayatını kaybetti, Tarık Akan hayatını kaybetti, Gönül Ülkü Özcan, 85 yaşında hayatını kaybetti, Erdal Tosun trafik kazasında öldü.

 

Umut ile bakmak gelir içimden  yeni yıla, Ahmed Arif’in  Anadolu isimli şiirinde dediği gibi;

 

Öyle yıkma kendini,
Öyle mahzun, öyle garip…
Nerede olursan ol,
İçerde, dışarda, derste, sırada,
Yürü üstüne üstüne,
Tükür yüzüne celladın,
Fırsatçının, fesatçının, hayının…
Dayan kitap ile
Dayan iş ile.
Tırnak ile, diş ile,
Umut ile, sevda ile, düş ile
Dayan rüsva etme beni.”

 

Not: Bu yazıyı yazdığım günün akşamı Reina‘da yaşanan terör olayında 39 insan öldü ve bir çok da yaralımız var.

 

Fedai Çakır

31 Aralık 2016, İstanbul