Kategori arşivi: genel

Sağım Solum: KANSER

Memleketim Giresun‘da “Cumhurbaşkanı Erdoğan Tüm Kanser İlaçları Ücretsiz Olacak” demiş. Çernobil’den sonra radyasyonlu çayları için, fındıkları yiyin diyen devleti yönetenlerden sonra, kanser vakasının patladığı Karadeniz’de güzel vaat olmuş.

Daha yeni amca oğlunu kansere verdim. İki amcam da  kanserle mücadele ederken, en genç amca oğluna da kanser teşhisi kondu. Her şeye tamamda o tedavi amacıyla verilen radyasyonla sevdiklerinin renginin, tipinin değiştiğini görmek hiçte alışılacak durum değil.

Türkiye genelin de kanser vakalarının arttığını etrafını gözleyen her insan az çok farkındadır. Eğer Karadeniz insanı iseniz etrafınızda kanserden kayıplar vermeye alışıyorsunuz. Her ne kadar devlet kurumları inkar etse de Çernobil faciasının Karadeniz halkının üzerinde etkisi çok olmuştur.

Doğasının sert iklim şartlarından olsa gerek, insanı da dağları gibi dik durur. Yol yapılacaksa kendi imkanı ile yapar, evine suyu kilometrelerce hark kazar boru döşer evine ulaştırır.

Havası ve suyu ile harika bir diyar olan Karadeniz insanının Tanrı’dan başka hiç kimseden beklentisi olmadan yaşamla mücadelesi devam etmektedir.

Çernobil kazası, 26 Nisan 1986 tarihinde Ukrayna Pripyat şehrinde meydana geldi. Bu tarihten önce Kanser vakalarının bütün bakım masrafları devlet tarafından karşılanıyordu. Haliyle Türkiye’de bu kadar çok da kanser vakası yoktu.

Karadeniz’de nereye baksam sağım solum KANSER.

Fedai Çakır

17 Nisan 2017, İstanbul

Güçlü bir Türkiye için “EVET” ?

içerik

Güçlü bir Türkiye için “EVET” Sloganı her okuduğum da bir tebessüm alıyor yüzümü. AK Parti tek parti olarak seçildiği günden bu yana “Güçlü Türkiye” var mıdır bilemem ama “Güçlü bir İktidar” olduğu kesin.

 

AK Parti iktidar olmadan önce Denizin altından geçen Tünelimiz yoktu, 3. Köprümüz, Körfez geçişi köprümüz de yoktu, Otobanlarımız vardı ama bu kadar yoktu, Blok blok kocaman gökdelenlerimizde vardı ama bu kadar çok değildi, İstanbul’a Avrupa’nın, hatta Dünya’nın bizi kıskandıracak havaalanı inşaatını da başlamamıştık, Kanal İstanbul projesini düşünmek bile mümkün değildi. Konya, Ankara, İstanbul arasın da hızlı trende yoktu.

 

Baş örtülü kızlarımız rahat üniversitelerde kendine yer bulamıyordu, imam hatip okulları bu kadar çok değildi, Bu kadar çok üniversitemizde yoktu. Hastanelerimiz yetersizdi, artık her şehre neredeyse her ilçeye bir hastane yapıldı. Belediye otobüsleri pırıl pırıl, çöpler muntazaman toplanıyor, isteyen belediyelerin imkanı ile Konya’ya, Çanakkale’ye gezilere gidebiliyor, Ramazan aylarında sokalar da yemekler veriliyor.

 

EVET yukarı’da yazdıklarımın da tartışılacak yanları var elbette. Ama diyelim ki kusursuzca bunlar oldu ve vatandaşın hizmetine sunuldu. “ALLAH RAZI OLSUN, YAPANLARDAN DA VESİLE OLANLARDAN DA.

 

Peki Güçlü iktidar’dan önce nelerimiz vardı.

 

Komşularla neredeyse sıfır sorunumuz vardı. Barış içinde yaşıyorduk. Siyasi tartışmalarla ayrışmış Türkiye değil birlik ve beraberlik içinde olan vatandaşlar vardı. PKK terörü neredeyse sıfır düşmüş şehit haberi gelmiyor idi. Sokaklarımızda bombalar bu kadar sık patlamıyor idi. Bankaların çoğu yerli sermayenin elindeydi, dolar 1,576 çıvarındaydı. İletişim yerli idi, Türk Telekom, Telsim (Vodofon), Turkcell yerli sermayedeydi. Bir çok sanayi kuruluşu yerli sermaye ile çalışmaktaydı. Fabrikalar el değiştirmemişti. Özelleştirme adına ülkenin varlıkları satılmamıştı. Araştırın resmi devlet kurumlarının verilerine bakın. Resmi devlet istatistiklerini inceleyin.

 

Üniversiteler daha azdı, ama sorular çalınmıyor adaletli çalışan kazandığı yere yerleşiyordu, üniversiteden mezun olmak bir ayrıcalıktı mezun işsiz oranı çok daha az idi. ilköğretim ve lise Eğitimi hiç bir zaman kaliteyi tam yakalamamış olsa da, şu an olan okullar kadar bina anlamında modern okullar olmasa da eğitim kalitesi daha yükse idi. Kaç öğrencinin sınavlarda sıfır çektiğine, kaç öğrencinin gelişmenin temeli olan matematik, fizik sorularında çuvalladığına bakın.

 

Güçlü Türkiye mi bilinmez ama Güçlü Ordumuz var diye övünür idik, adalete güvenimizi her daim eksik idi ama artık adalete hiç güvenimiz yok, siyasilerin yalanlarına “Dün dündür, bu gün bu gündür” sözü ile alışmıştık, artık siyasilerde hiç doğru söylemez olmuş.

 

Parti gözetmeksizin bakın siyaset yapanların nasıl da gözlerimizin içine baka baka yalanlarla bizleri kandırmaya çalıştığına bakın. Bizim ülkemizden daha çok kirli siyasetin olduğu kaç ülke var bir inceleyin. Zenginliğin halk içinde değil siyasi zümreler çevresinde arttığını görün ve halkın günden güne alım gücünün azaldığını görmek için borçsuz alım yapma gücünüze bakın.

 

Adama kayırma, torpil, rüşvet, avanta her daim oldu bu topraklarda, geldiğimiz nokta bunları söylemeye bile korkar olduğumuz bir nokta olmuş. Kendinize sorun korkmadan gelecek kaygısı duymadan yaşıyor musunuz.

 

Benden değilsen telef olursun mantığı ile konuşmak da yazmak da, sokakta olaşmakta tehlike içerir olmuş. İşten kovulma, iş yapamama, hoş görüsüzlük ve saygısızlık da prim yapar olmuş. Yok böyle bir şey diyorsanız kendinize öz eleştiride bulunun.

 

Yalakalık ve ispiyonculuk ise almış başını gidiyor.

 

FETÖ‘yü ülkenin başına getirenler ise hiç sorumlukları yokmuş gibi gerim gerim gerilerek ortalıktalar. Sadece bir cemaate karşı olmayı marifet bilenler hala diğer cemaatlere çanak tutuyorlar.

 

Huzur, komşusuzluk, sevgisizlik, ekonomik yıkım, terör, kapitülasyon, sanayileşmenin olmayışı, işsizlik, kalitesiz eğitim, eğitimsizlik, adaletsizlik, güvensizlik, gelecek korkusu, bölünme ve iç savaş tehlikesi bunların üstüne birde ileride kötü sonuçlar doğuracağı kesin olan dış borçlanma. İşte bunlar Güçlü iktidarlarda olmaması gereken konular idi.

 

Şimdi bir düşün. Bunca yıl “Güçlü iktidar” var iken “Güçlü Türkiye” var olmamışsa, bundan sonra ne değişecek.

 

Var oluşunu sürdürme mücadelesin de olan bir Türkiye var iken, iç ve dış mihrakların faaliyette olduğu ülkedir Türkiye.

 

Bir tane örnek gösterin sanayi adına açılmış fabrika var mı?, bir tane örnek gösterin yabancı sermayenin bankacılık yada karlı gıda, vb. hazır kurulmuş köklü kuruluşları krizi bahane ederek değerinin altında satın almalar dışında bir yatırım yapmış mı?, İş, istihdam yaratacak devletin memur işçi alımı, hizmet tüketime yönelik olmayan bir sektör oluşmuş mu?, Tarım, hayvancılık bunca devlet teşvikine rağmen ilerleme kaydediyor mu?, Türkiye’nin ekilmeyen toprak yüz ölçümüne, hayvan güdülmeyen meralarının yüz ölçümüne bakın. Bakın da durumu anlayın, kavrayın.

 

Son söz:

 

“Ey Türk istikbalinin evlâdı! İşte, bu ahval ve şerâit içinde dahi, vazifen; Türk İstiklâl ve Cumhuriyetini kurtarmaktır! Muhtaç olduğun kudret, damarlarındaki asil kanda mevcuttur!” Mustafa Kemal Atatürk – 20 Ekim 1927

 

 

Fedai Çakır

12 Nisan 2017, İstanbul

ALDATMA

Aldatma ileri toplumlarda daha çok olduğu varsayılsa da geçmişten bu yana insan yaşamının bir parçası.

s-e70f00915d7a4f7163e2bafae13aec06939685c4

Sparta Kralı Menelaus (Menelaos)’un karısı Helen eşini aldatır ve Truva’lı Paris ile kaçar.

Bu aldatmanın sonucu olarak Yunanların (Akaların) Anadolu’daki Truva kentine saldırmasını konu alan savaş başlar. Savaş, Yunan mitolojisi ve edebiyatında çok önemli bir yere sahiptir ve detayları Anadolu’lu ozan Homeros‘un İlyada ve Odysseia adlı destanlarında anlatılmaktadır.

Orlando Bloom’un aşık Paris’i canlandırdığı, Güzelliği ile dillere destan Diane Kruger’in aldatan kadını Helen’i canlandırdığı ve bu ikiliyi korumaya çalışan Truva’nın kahraman savaşçısı Eric Bana’un canlandırdığı Hektor’un, yarı tanrı savaşçı rolünde  Brad Pitt’in Aşil’in canlandırdığı TROYA filminde Aşil’in Hektor’u öldürmesinde gözyaşlarını tutamayıp ağlayanlardanız.

Aşil’in acımazsızca Hektor’u öldürmesini izleyen seyirciler; Paris ve Helen’in  mutluluk ve aşkları için kaçmalarını hoş görü ile izler. İzleyicilerin onların yanında olur ve Aşk adına aldatan kadın Halen ve onu baştan çıkaran Paris’in yanında yer alırız.

Halbuki toplumda gerçek yaşaman da hiçte öyle olmaz. Aldatılan koça yada kadın her daim haklıdır ve aldatanlar her daim suçludur.

Aşk Helen ve Paris’in aşkından da olduğu gibi aldatmayı meşru kılabilir mi?

Usta Tarihçi yazar Hıfzı Topuz’un “Sultan Abdülmecid” kitabında; koskoca cihan padişahının aşık olduğu kadın tarafından defalarca aldatılmasına rağmen, koskoca cihan padişahının eşinin boynunu almak yerine Yıldız Sarayına sürgün etmesi ve ondan kopamayıp ara ara kaçarak gizlice yanına gitmektedir.

Romanı okuyanlar Aldatan kadına kızarlar mı bilinmez. Lakin Sultan Abdülmecid’e padişah gözü ile değil çaresiz savunmasız  aşk için her şeyi sineye çeken bir erkek olarak bakarlar ve aldatılan erkeğin yanında durular.

Her iki örnekte göstermektedir toplum ve insan doğası aldatma gibi çirkin, aldatılana son derece acılar yaşatan bir olayda da iki yüzlü davranabilmektedir. Sonuç ne olursa olsun Aşk’ın saffında yer almaktadırlar.

Özlem Tekin’ın  şarkısı ile sizi baş başa bırakıyorum.

“Aşk her şeyi af eder mi?”

 

Fedai Çakır

24 Mart 2017, İstanbul

Golden çetesi’ İstanbul’a gönderildi

thumbs_b_c_4fa678635f04cc143dc619b26e55b9ec

 Özbakan‘ın ölümü üzerine köpekler, Güvercinlik Mahallesi’nde yaşamını sürdüren emekli anestezi uzmanı hayvansever Dr. Aylin Yıldız Schwarz’ın evine getirilmişti. Burada yaşanan birtakım sıkıntılar üzerine köpekler Bodrum Hayvan Barınağına konulmuştu. Bodrum Hayvan Barınağına dün gelen nakil aracına alınan köpekler, karayoluyla İstanbul’a götürüldü.

Muğla Barosu Doğal Yaşamı Koruma ve Hayvan Hakları Komisyonu Başkanı Avukat Vahit Çevik, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Şenol Özbakan’ın kızı Yağmur Özbakan’ın da onayıyla köpeklerin İstanbullu hayvansever Işkın Moğol Alçı’nın himayesine verildiği söyledi

haber_2017_03_golden_cetesi.

Köpeklerin daha iyi ortamda yaşamlarını sürdüreceğini ifade eden Çevik, “Hem mekan olarak hem de maddi güç olarak köpeklere bakabilecek durumda. Kimseden herhangi bir yardım talep etmeden onun tarafından bakılacaklar. Ev ortamında sevgi ortamında bizim de takibimizde, kontrolümüzde onun tarafından bakılacaklar.” dedi.

Çevik, sosyal medyada köpeklerin yurt dışına satılacağı yönünde bazı iddialar olduğunu, böyle bir şeyin gerçeği yansıtmadığını ve bu iftiralarla ilgili hukuki yollara başvuracaklarını aktardı.

haber_2017_03_golden_Cetesi_2

Şenol Özbakan’ın kızı Yağmur Özbakan’ın köpeklerin dağılmasını hiç istemediğine işaret eden Çevik, şunları söyledi:

“Bu kişiyi biz araştırdık ve tavsiye ettik. Kızı da bu tavsiyemize uydu. Yapılan araştırmalar sonucunda Işkın Hanım’ın bu işi gayet iyi yaptığını gördük. Dolayısıyla Işkın Hanım’ın himayesine verildi. Dün de iki tane pet nakil aracı ile İstanbul’a götürüldü.”

Muhabir: Ali Ballı

TÜRK HALK MÜZİĞİNİN GÜÇLÜ SESİ

seyda 2

 

Türk halk Müziği’nin yeni güçlü sesi Şeyda Karadeniz şarkıları ve sesi ile gönüllere feth etmeye devam ediyor.

Birbirinden muhteşem seslerin olduğu Türk Halk Müziğin de uzun süredir halkı içten etkileyen bir ses olarak Şeyda Karadeniz müzik otoriterleri tarafından gösteriliyor. Türk Halk Müziğinin muhteşem sesi Şeyda Karadeniz Seyhan Müzikten çıkardığı Vefa albümü ile Türk Sanat müziğine özlem duyan ve sevenlerin gönlüne taht kurdu.

Yurt içinde ve yurt dışında konserler veren Şeyda Karadeniz geçen sene Avusturya’nın Başkenti Viyana’da hemşirelerinin davetlisi olarak konser vermiş ve Karadeniz Müziğinde de “Görele Horonu” türküsü ile varım diyen sanatçılardan.

İlerleyen zamanlarda kendinden ve sesinden çok konuşulacak olan Şeyda Karedeniz;

kapak 1

1987 Samsun’da doğdu. 2009 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Türk Musikisi Devlet Konservatuarı Ses Eğitimi Bölümü Türk Halk Müziği Ana Sanat dalından mezun oldu.

2010 yılında İstanbul Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Müzik Öğretmenliği Ana Sanat Dalında yüksek lisans eğitimini tamamladı.

TRT Yurttan Sesler Korosu Misafir Sanatçı, T.C Başbakanlık Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Atatürk Kültür Merkezi ile Ölümünün 50. Yılında Yahya Kemal Beyatlı Uluslararası Sempozyumu (14–16 Mayıs 2008, Üsküp-Makedonya) THM konseri Solisti, Giresun / Eynesil Ören Belediyesi Dizgine Şenlikleri, Viyana Geleneksel Türk Buluşması gibi etkinlik ve projelerde yer aldı.

Okul hayatında ve mezun olduktan sonra TRT İstanbul Radyosu Türk Halk Müziği Gençlik Korosu, Kültür Bakanlığı İstanbul Türk Halk Müziği Korosu, İTÜ Türkü Türkü Türkiye’m Korosunda yer aldı.

Şu an İstanbul Büyükşehir Belediyesi Orkestralar Şube Müdürlüğü Türk Halk Müziği Topluluğunda Ses Sanatçısı olarak görev yapmaktadır.

 

 

 

SİNEMADA VE DİZLERDE PROPAGANDA

 

çocuklarımız ellerinde oyuncak tabancaları ile birer kovboy olur Kızılderili avlamaya çalışırız. Hiç sorgulamayız o beyaz adam’ın ne işi var Kızılderililerin vatanından, o beyaz adam neden soyunu kurutuna kadar öldürmüştür o insanları. O insanlar ki doğa ile iç içe barışık yaşayan ihtiyacı dışında avlanmayı bile kendine yasak etmişlerken.

Sinema ve Televizyon dünyası işte böyle bir şey, ister ise size masum barışçıl insanları vahşi olarak gösterir ve siz onların ölümüne acımaz hatta çocukken onları avladığınızı düşünürsünüz. Bu da gayet normal gelir sizlere.

Hitler Almanyası ile Kızılderilileri kat eden Amerika tarihi arasında işlenen suç anlamında hiç fark yoktur, hatta Amerikan tarihi bu konuda daha acımasız ve kanlıdır. Hal böyle iken Amerikan halkı bu katliamları yapanların ataları hakkında hiç bir soy kırımı suçlaması ile karşılaşılmaz. Karşılaşılmaz çünkü Hollywood sineması bu olayları sempatikleştirmiş neredeyse Amerikan halkına bu yaptıkları için şükran duyulmuş, teşekkürler edilmiştir.

Tarih değişmez lakin Tarih yazarları olmasaydı. Tarihe olan bakış açısıda değişmezdi ah şu senaryo yazarları, yapımcılar, yönetmenler olmasaydı.

Senaristlerin, yönetmenlerin bakış açıları aslında güzel işlerin çıkmasına insanların bakış acılarının değişmesine farkındalıkların oluşmasına neden olur çoğu zaman.

Günümüzde en çok köşe yazarları kalemlerini bir silah gibi kullanırken, Tarihçi olduğunu söyleyene tetikçi yazarlarda tarihin geçmişini farklı yönlere çekmeyi iyi becermekteler. Bu yazarların içine senaristlerin ve yönetmenlerin kameralarını silah olarak kullanmaya başlaması da toplumun bakış acısının değişmesi için gereken yönlendirmeyi vermektedir.

Propaganda amaçlı filmlerin çekilmesi dünya tarihinde çok etkin olarak kullanılmıştır.  Siyasiler de halkın bu şekilde kendi istediği gibi bakmasının yolu yakalanmış olur.

Türkiye’de de geçmiş dönemlerde çeşitli propaganda amaçlı filmler ve diziler çekilmiş ama hiç biri günümüz TRT dizileri kadar başarıyı yakalayamamıştır. TRT’nin kuruluş amacı halkın haberleri bağımsız şekilde ulaşabilmesidir. TRT en ücra köşede ki insanımıza ulaşabilen tek kanal olma özelliğini yıllarca sürdürdürmüştür.

TRT bir devlet kurumu olarak aslına bakarsanız propaganda amaçlı işler yapmaması gerekmektedir. Lakin hiç bir zaman böyle olmadı. Bugün ki iktidarlar öncesinde de her daim iktidarın politikaları yönünde propaganda kokan yayınlar yapmıştır ve yapmaya da devam etmektedir.

TRT’nin özellikle tarihi dizi olarak çektiği Diriliş dizisinin başarısının dan sonra bu dizinin verdiği başarıyı Osmanlı padişahları içerisinde en çok tartışılan Abdülhamit’i çekmesi oldukça zamanlama açısından manidardır. Fatih filminin gişede yeterli başarıyı yakalaması ile Fatih dizinin çekilmesi de buna benzer bir nedenle olmuştur. Fatih dizisi reyting kurbanı olmuş unutulan diziler arasında yerini almıştır.

İzleyici olarak seyrettiğimiz sahnelerden zevk alalım ama Tarihi karıştırmayalım. Sonra masum kızıldereliye acımayan vicdansız insanlara katılmayalım.

Sadece Dünya sineması, dizilerinin propaganda gazına gelmediğimiz gibi yerli propaganda filmleri ve dizlerinin de gazına gelmeyelim.

Fedai Çakır

20 Şubat 2017, İstanbul

KİMSE YOK MU?

ignorance1

İnsanlar razı gelme, şükür etme, sabırlı olmayı farklı algılamışlar belli ki bizim topraklarda.

Sorgulamadan yaşamak var olan gelecek güzel günlerin önüne geçiyor, korkutulan insanlar daha iyisi var iken kötü şartlarda yaşamaya razı geliyor, lüks evlerde yaşayıp, lüks otomobile binen insanların telkini ile üç beş kuruşa şükür edip sabah 06 da kalkıp akşam 20 işten gelmeyi şükredip kabul ediyor. İsyan edeceği yerde korkunun verdiği psikoloji ile sabırlı olmak lazım diyor, sabır edeceği yerde bol keseden konuşup eşi dostu kırar oluyor.

Yukarıda yazdıklarımız günümüz Türkiye’sinde ki insanların ruhsal halleri.

Vakıflar bankasın da genel müdür yardımcılığına kadar yükselmiş ve hazinede de uzun süre üst düzey görev yapmış bir arkadaşımın Türkiye ekonomisi için söylediği sözler aklımdan çıkmıyor bir türlü.

Ekonomi nereye gidiyor ülkemizde dediğim de;

“Bakın bundan çok değil 15-20 yıl önce ülkemize akın akın gelen Romen ve Rus vatandaşlarını sokaklarımızda bol bol görürdük. Ve derdik ki yahu adamlar günlük 10 dolara aylık 300-400 dolara çalışıyorlarmış… Tükiye’de askeri ücretli çalışan ne kadar günlük yada aylık para aldığını bir hesaplayın ekonomiyi sizde yorumlarsınız” dedi.

2017 asgari ücret rakamı belli oldu. Çalışma Bakanı Müezzinoğlu, asgari ücretin yeni yılda net 1404 lira olacağını açıkladı.

Dolar kuru bu yazıyı yazdığım da 1 Usd = 3,716  TL

Basit bir hesap yapalım bakalım. Aylık 378 dolara karşılık geliyor. Yani büyük şehirde yaşayan bir insanın işe gidiş gelişini de sayarsak gününün ortalama 10-12 saatini  13 dolar karşılığında çalışıyor.

Kısaca adam sana 13 dolar veriyor seni 12 saat çalıştırıyor. Her hizmetini işini yaptırıyor. neredeyse 1 dolara 1 saat çalışıyorsun kısaca.

Bu kadar zengin kaynaklara sahip olan bir ülkenin, bu kadar zengin iş adamı siyasetçisi var iken sen hiç kendine soruyor musun nerde yanlış yapıyorum diye.

Sormuyorsun o zaman sor.

Cehaletliği ile övünen insanlar topluluğuna dönmüşüz.

Ah cehalet tarihe düşman, bilime düşman, doğaya düşman, sanata düşman, güzel olan ne varsa ona düşman!

Günümüz Türkiye’sinde insanımız tek tip insan protitipine dönmüş. Sorgulamayan, razı gelme, şükür etme, sabırlı olmayı farklı anlayan tek tip insana dönmüş.

Michel Foucault ne güzel tespitte bulunmuş tespiti sanki.  “Bir yerde herkes birbirine benziyorsa, orada kimse yok demektir.”

Kimse yok mu? Türkiye….

 

Fedai Çakır

9 Şubat 2017, İstanbul

HAYIR – EVET

bugun_referandum_olsa_ne_olur_evet_mi_hayir_mi_h36148_a1cad

Çok tartışılan bir ortamda anayasa değişikliğine giden Türkiye, kavga gürültü ile meclisten geçen Anayasa değişikliğini halk oylamasına (referanduma) götürmeye karar verdi. Halk evet mi? hayır mı? diyecek diye günler sayılıyor.

Elbette ki halkın verdiği karara saygılı olmak ve verdiği kararı doğru olduğunu kabul etmek gerekiyor. Hemen belirteyim ki halkın verdiği kararın sandığa şaibesiz olarak aktarılması önemli. Kaldı ki geçen seçimlerde FETÖ örgütünün yaptığı darbe ve bu örgütün Ülke üzerinde neler yapabildiğini bilmediğimiz bir ortamda Ankara Belediye seçimlerinin üzerinde ki kara bulutlar tam olarak aydınlanamamıştır.

Devlet kurumlarının içinde girmediği sızmadığı yer alan olmayan FETÖ örgütünün neden ise bir tek siyasilerin içine birde Yüksek seçim kurulu içine sızmadığına vatandaşların inancı yoktur. Başta siyasilerin içinde ki FETÖ örgütü mensuplarının temizlenmesi ve Yüksek seçim kurulunun da temiz olduğuna vatandaşın vicdanının inanması gerektiğine inanmaktayım.

Bir çok daha çelişkiler ve vicdanların rahatsız olduğu bir ortamda halk oylamasına gitmek ve bu oylamanın sonucunun evet yada hayır çıkmasının çok da manası yok gibidir.

Yukarıda yazdıklarımın doğruluğu yada yanlışlığının da pek önemi kalmadı her türlü referandum kararı alınmış ve oylama yapılacaktır. Benim de yazdıklarım tarihe bir not olarak kalacaktır.

Toplum olarak bir çok paranoya ürettiğimiz ve ayrışımların yaşadığı bu güzel ülkemiz de tek bir tez vardır ki oda bizleri ayrıştırıp birbirimize düşürmek isteyen iç ve dış etkenlerin olduğu.

Hal böyle iken daha referandum tarihi bile açıklanmamışken toplumun önünde bulunan milli değerlere sahip insanların bu ayrışmaları harlayacak videolar yapmalarına akıl sır erdiremiyorum. Tuzu kuru olan bu insanların topluma içine attığı ayrışma ateşi yangını başlatmıştır.

Milli değerlere sahip insanları siyasetten uzak durması (elbette kendi siyasi tercihi olabilir), her kesimden insanı temsil ettiğinin hassasiyetinde olması gerektiğinin altını bende çizeyim. Bütün topluma mal olmuş bu milli kişilerin şu an toplumun bir kısmının tepkisini kazanması ne onlara nede Türk toplumuna faydası var. Zararı var faydası yok inanın.

O kadar saçma sapan tartışmalara ve söylemlerle ilerliyoruz ki, bu kadar önemli bir kararı da toplum olarak saçma sapan söylemlere değil akıl ile, düşünme ile, hür iradeyle ve vicdan ile mukayese ederek karar verim oylamada EVET yada HAYIR diyelim.

Bir çok parti kuruldu, bir çok lider gelip geçti as olan Vatan ve milletimizin bölünmezliği.

HAYIR’lı Cumalar.

 

Fedai Çakır

26 Ocak 2016, İstanbul

Giresun’da Montunu Köpeğe Vererek Yürekleri Isıtan İşçiye Ödül

Giresun’da belediyede çalışan Bülent Kalpakçıoğlu, soğuktan kendini koruyarak apartmanın kenarına saklanan köpeği görünce montunu çıkartarak üstünü örttü. Bu olaya dair görüntüler sosyal medyada büyük yankı uyandırdı. Montunu veren işçi Kalpakçıoğlu, “Altı üstü bir mont hiç tereddüt etmedim, bunları herkesin yapması lazım” dedi.

Montu verirken hiç tereddüt etmediğini belirten Bülent Kalpakçıoğlu, “İlimiz son günlerde yoğun kar yağışı altındaydı. Belediye Başkanımız Kerim Aksu’nun talimatları doğrultusunda sokak hayvanları için, yem, barınma ve battaniye desteği çalışmalarında bulunduk. Sokakta gördüğüm bir köpek üşüyordu ve battaniye yetmemişti. Yemini verdikten sonra bana bakınca içimden montumu üzerine örtmek geldi. Altı üstü bir mont hiç tereddüt etmedim. Bunları herkesin yapması lazım. Onların da canı var. Yemeğe, ısınmaya, barınmaya ihtiyaçları var. Bunlar bizim temel insanlık görevimizdir” dedi.

Giresun Belediye Başkanı CHP’li Kerim Aksu, evli 2 çocuk babası 40 yaşındaki Bülent Kalpakçıoğlu’na takdir belgesi ve altınla ödüllendirdi. Başkan Aksu ayrıca Kalpakçıoğlu’na yeni bir mont hediye etti.

58908afa0f25440ad0e48698-758x600

Giresun Belediye Başkanı Kerim Aksu ise, göreve geldiği andan itibaren ilk yaptıkları işlerden bir tanesinin hayvan barınağını iyileştirmek olduğunu kaydederek, “Şehrimizde bizim dışımızdaki canlılarında var olduğunu, doğada yaşayan hayvanlar ne kadar özgürse, insanlarında o kadar özgür olduğunu düşünüyoruz. Dün akşam gurur duyacağımız bir olaya şahit olduk. Arkadaşlarımız bizim de talimatımız ile yem, barınak ve battaniye dağıtımı ile kış günlerinde üşümemeleri, aç kalmamaları ve barınmalarını sağlıyorlar. Bülent arkadaşımız da o ekibin içinde çalışmalara katkı sağlıyor. Kendisi battaniye yeterli olmayınca üşüyen köpeğe yiyeceğini verdikten sonra kendi montunu çıkarıp üstünü kapatarak insanlık dersi vermiştir. Belediyemizin de anlayışı ve ortak paydası olan bu gibi durumlar için kendisini tebrik ediyorum ve teşekkür ediyorum. Biz hayvanlarımızı, insanlarımızı, şehrimizi seviyoruz. Şehrimizin bir parçası olan tüm canlılara da bu soğuk günlerde yaşamlarını idame ettirmeye çalışıyoruz. Bülent arkadaşımız gibi tüm çalışanlarımız ve halkımız bu duyarlılık içindedir. Pencere önlerine yiyecek serpiştirenlerden tutun da sokağa yemeğinin yarısını koyup tüm canlılarla paylaşan insanlarımız var” ifadelerini kullandı.

re-vert

Gözleri Buğulandıracak Fotoğrafın Hikayesi

Öyle fotoğraflar vardır ki, bazen tek bir kareyle bir ömürlük hikayeyi yansıtırlar. Baktığınızda, o karedeki tüm detaylar, yüzler, renkler sizlere bir şeyler anlatmak ister. Sizi fotoğrafın içine alıp sürükler, hikayeyi gözlerinize anlatır.

İşte bu fotoğraf da öyle bir fotoğraf. Yerde uzanan golden cinsi bir köpek. Ona başını güvenle dayayıp iPad’iyle oynayan bir çocuk ve bu anı izleyip hüngür hüngür ağlayan bir anne. “Love What Matters” adlı Facebook sayfasından paylaşılan fotoğraf ve hikayesi 300.000’i aşan paylaşım almış durumda.

Fotoğraf sizlere hikaye hakkında bir şeyler söyleyebilir ama biz biraz daha detaylara inelim.

İşte o fotoğraf… Uyuyan bir köpek, ona yaslanıp huzurla oyun oynayan bir çocuk ve bu görüntüye bakıp hüngür hüngür ağlayan bir anne…

otizmli-cocuk-ve-kopegi-patiliyo-1

“Bu anı görüyor musunuz? Daha önce böyle bir an yaşamadım… Bu an, 5 yaşındaki otizmli oğlumun yeni otizm servisi yardımcı köpeği Tornado’yla tanıştığı ilk günden… Tam iki yıl boyunca onunla tanışmayı bekledik. Japonya’daki Amerikalılar için kurallar böyle. Bu fotoğrafta otizmli bir çocuğun ilk defa tanıştığı köpeğine duyduğu güven var. O, otizmden dolayı hiç kimseyle arkadaş olamayan bir çocuk. Kimsenin istemediği… Fotoğraftaki bu yüz, oğlu için aylarca ağlayan bir annenin yüzü. Terapilerde ne kadar uğraşırsa uğraşsın yine de aile içi haricinde kimseyle yakınlık kuramayan bir çocuğun annesinin yüzü. Ve şimdi onun arkasından bu mucizevi anı izliyorum, sessizce nefes alıyorum, ağlıyorum… Harcanan tüm paralara, atılan tüm imzalara, doldurulan tüm kağıtlara, beklenen tüm zor zamana, ileriye ve geriye atılan adımlara değer bu görüntü. Çünkü her nasılsa bu köpek ile her şeyin yoluna gireceğini biliyordum. Bir anne olarak oğlum için karşılaştığım sayısız acı ve zorlayıcı an yaşadım, hüngür hüngür ağladım… Ama bu ağlayışım tarif edilemez bir andan…”

Otizmli çocukların çevresindeki insanlarla sosyal ilişki kurması zor olduğu için köpekler onlara hem dost hem de yeni ilişkilerinde köprü oluyor…

otizmli-cocuk-ve-kopegi-patiliyo-2115-vert2