Etiket arşivi: Hayvan

Gözleri Buğulandıracak Fotoğrafın Hikayesi

Öyle fotoğraflar vardır ki, bazen tek bir kareyle bir ömürlük hikayeyi yansıtırlar. Baktığınızda, o karedeki tüm detaylar, yüzler, renkler sizlere bir şeyler anlatmak ister. Sizi fotoğrafın içine alıp sürükler, hikayeyi gözlerinize anlatır.

İşte bu fotoğraf da öyle bir fotoğraf. Yerde uzanan golden cinsi bir köpek. Ona başını güvenle dayayıp iPad’iyle oynayan bir çocuk ve bu anı izleyip hüngür hüngür ağlayan bir anne. “Love What Matters” adlı Facebook sayfasından paylaşılan fotoğraf ve hikayesi 300.000’i aşan paylaşım almış durumda.

Fotoğraf sizlere hikaye hakkında bir şeyler söyleyebilir ama biz biraz daha detaylara inelim.

İşte o fotoğraf… Uyuyan bir köpek, ona yaslanıp huzurla oyun oynayan bir çocuk ve bu görüntüye bakıp hüngür hüngür ağlayan bir anne…

otizmli-cocuk-ve-kopegi-patiliyo-1

“Bu anı görüyor musunuz? Daha önce böyle bir an yaşamadım… Bu an, 5 yaşındaki otizmli oğlumun yeni otizm servisi yardımcı köpeği Tornado’yla tanıştığı ilk günden… Tam iki yıl boyunca onunla tanışmayı bekledik. Japonya’daki Amerikalılar için kurallar böyle. Bu fotoğrafta otizmli bir çocuğun ilk defa tanıştığı köpeğine duyduğu güven var. O, otizmden dolayı hiç kimseyle arkadaş olamayan bir çocuk. Kimsenin istemediği… Fotoğraftaki bu yüz, oğlu için aylarca ağlayan bir annenin yüzü. Terapilerde ne kadar uğraşırsa uğraşsın yine de aile içi haricinde kimseyle yakınlık kuramayan bir çocuğun annesinin yüzü. Ve şimdi onun arkasından bu mucizevi anı izliyorum, sessizce nefes alıyorum, ağlıyorum… Harcanan tüm paralara, atılan tüm imzalara, doldurulan tüm kağıtlara, beklenen tüm zor zamana, ileriye ve geriye atılan adımlara değer bu görüntü. Çünkü her nasılsa bu köpek ile her şeyin yoluna gireceğini biliyordum. Bir anne olarak oğlum için karşılaştığım sayısız acı ve zorlayıcı an yaşadım, hüngür hüngür ağladım… Ama bu ağlayışım tarif edilemez bir andan…”

Otizmli çocukların çevresindeki insanlarla sosyal ilişki kurması zor olduğu için köpekler onlara hem dost hem de yeni ilişkilerinde köprü oluyor…

otizmli-cocuk-ve-kopegi-patiliyo-2115-vert2

NEREYE BAKSAM İÇİM ACIYOR

nereye baksam içim acıyr

Toplum olarak neredeyse çıldırma, delirme noktasındayız, suyun donma noktası 0 °c iken insanın delirme noktamız nedir acaba.

 

Ruhsal anlamda mutlu olan var mı?

 

Haberleri izlemek bile başlı başına delirmek için yeterli neden olabilir.  Gün geçmiyor ki kötü, olumsuz bir haber olmasın haber bültenlerinde.

 

Patlamalar, yangınlar, kavgalar, tekmelemeler, tecavüzler, kurşunlamalar, trafik kazaları ve binlerce masumun ölümü, yaralanması veya sakat kalması ile sonuçlanan olaylar.

 

Gel de delirme.

 

İnsanlara acımaktan hayvanlara acıyacak hal mi kaldı diyen bir çok insanın vicdanı ile yaşama tutunan sokak hayvanları…

 

Şiddet görüyorlar, yavru iken karda kışta ormanlara ıssız yerlere ölsün diye terk ediliyorlar.

 

Barınağı, veteriner hekimliği olmayan belediye araçlarına bindirilip bilinmeze götürülüyorlar, dağ başlarında aç susuz bir avuç yardım getiren insandan medet umuyorlar.

 

Şanslı olanlar ise kulaklarında küpelerle çöp konteynırlarının yanında yaşam mücadelesi veriyorken çoğu kez araç çarpması ile kısacık ömürlerini tamamlayamıyorlar.

 

Köy yada kırsal alanlarda yaşam mücadelesi verenler ise zehirli et parçası ile saatlerce süren çırpınma ile ölüyorlar yada deli bir muhtarın tabancasından mermi, aklı bozuk bir adamın av tüfeğinden çıkan saçma ile ölüyorlar.

 

Bazen de daha can bendende çıkmadan belediye’nin çöp kamyonuna atılıp canlı canlı presleniyorlar.

 

Yaşamayı başaranlar ise, vicdansız sahipleri var ise şiddet görüyorlar, araçların arkasına bağlanıp sürükleniyorlar, sahipsiz iseler bu kış gününde soğuktan ölmemek için yaşam mücadelesi veriyorlar.

 

Kışın köpekler 17 saat, kediler ise 6 saat aç kalırsa donarak ölürler.  Kışın hem barınmaya, hem mamaya, hem de suya ihtiyaç duyarlar.

 

Ölen masum insanlar ve çocuklar, yaşam hakkı elinden alınan sokak hayvanları.

 

Nereye baksam içim acıyor…

 

Fedai Çakır

14 Aralık 2016, İstanbul

Hayvanlardan intikam almak…

timsah saldırısı

Kaptan Paul Watson

İki yaşında bir çocuk bir timsah tarafından Florida bataklarına sürüklenerek öldürülüyor.

Buna verilen yanıt, çevrede bulunan her timsahın öldürülmesi oluyor. Şu ana dek çocuğu öldüren timsahın bir türlü tespit edilememesi sebebiyle 5 timsah öldürüldü.

Dört yaşında bir çocuk bir hayvanat bahçesindeki goril alanına düşüyor. Goril çocuğa zarar vermiyor, ama bir önlem olarak goril öldürülüyor.

Büyük bir ayı bir avcıyı öldürüyor ama işlediği “suç” sebebiyle katlediliyor.

Balık avlayan bir kadın bir köpekbalığı tarafından öldürülüyor. Batı Avustralya hükümeti anında nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan  köpek balığı türlerini tamamen yok etme politikası başlatıyor.

İnsanların yönettiği bir dünyada hayvanlar aslında farkındalık sahibi ve bilinçli oldukları gerçeği göz edilerek köleleştiriliyor, katlediliyor, işkenceye uğruyor, istismar ediliyor ve aynen bir nesne, eşya muamelesi görüyor.

Hayvan yaşamının bizim atfettiğimiz değer dışında hiçbir değeri yok.

İnsanlar hayvanların zekâ sahibi ya da his ve duyguları olan canlılar olduğu gerçeğini kabul etmeyi reddediyor, bu iddiamıza rağmen hayvanları yaptıklarından sorumlu tutuyoruz.

İki yaşında bir çocuğun öldürülmesi insanlar için elbette bir trajedi, ama timsahlardan öç almanın ne gibi bir sonucu olmasını umuyoruz ki? Çocuk ne yazık ki ölmüş. Timsah timsahlar ne yaparsa onu yaptı, o kadar. Buna karşılık olarak beş timsah öldürmek hem mantıksızlık, hem de bir hayvanın insanların “üstünlüğü”nü kabul etmemesine gösterilen korkunç bir öfkenin ifadesi aslında.

Biz insanlar kendimizi hem özel hem de sıradışı, bütün öteki hayvanlardan daha iyi, sınırsız bir ayrıcalık ve yetki sahibi canlılar olarak görüyoruz.

Kendimizi bütün hayvanların üstünde “üstün tür” olarak tanımladığımız için bütün insanlar aslında bir Nazi.

Her yıl 65 milyar kara hayvanı, çok daha fazla sayıda balık öldürüyor; on milyonlarca yaban hayvanını katlediyor, laboratuarlarda milyonlarca hayvana işkence ediyor, milyonlarca hayvanı kafeslerde ve su tanklarında köleleştiriyor, binlerce metre karelik yaşam alanlarını yok ediyoruz ama aramızdan birisi genellikle kendi aptallığımız yüzünden  öldürülünce korkunç ve şiddetli bir öfkeye kapılıyoruz.

Çoğu insanın zihninde hayvanların hürmet göstermemiz gereken hiçbir hakkı yoktur. Biz hayvanların sahibiyiz, onları biz yönetiyoruz ve onlar üzerinde gaddar ve ölümcül bir hakimiyet sürdürüyoruz; durum böyle olduğu için hayvanların acı çekebildiği, akıl yürütüp düşünebildikleri ve öz farkındalık sahibi his ve duyguları olan canlılar olduğu gerçeğini hiçbir biçimde kabul etmek zorunda değiliz. İnsanmerkezci hakimiyetimizi meşrulaştırmak için bunların hepsini reddediyoruz.

Bir timsah, köpekbalığı ya da ayı tarafından öldürülmek bir yıldırım çarpması, sörf yaparken ölmek ya da başımıza bir Hindistan cevizi düşmesinden farklı değil. Bu trajik şeyler ne yazık ki yaşanıyor ama akıl dışı bir şekilde, eylemi yapan veya buna sebep olan şey his ve duyguları olan bir canlıysa o zaman korkunç bir öfkeye kapılıyoruz ve öç almak istiyoruz. Hindistan cevizi ağacını kesmiyoruz ama köpekbalığını katlediyoruz.

Kuralların ne olduğunu anlayamasalar da hayvanların boyun eğmek zorunda oluğu kuralları koyanlar biziz.

Hayvanların bizim saygı göstermemiz gereken hakları yok; ama biz her ne kadar bunu kavrayacak türden ahlaki ya da etik temelleri olmadığını söylesek de hayvanlar insan yaşamına ve insanların mülküne saygı göstermek zorundalar.

Kaç bebek timsahlar tarafından öldürülüyor, kaç insan köpek balıkları tarafından öldürülüyor, kaç tanesi ayılar tarafından katlediliyor? Pek fazla değil, ve gorilleri düşünürsek tek bir insan bile bugüne dek ölmedi.

Öte yandan insanlar milyonlarca insanı katlediyor. Milyonlarca  insan araba, uçak, gemi ve diğer insan yapımı araçların/nesnelerin dahil olduğu kazalarda ölüyor. Yaban hayvanların öldürdüğü avcı sayısı avcıların öldürdüğü avcı sayısının yanında bir hiç.

Evet, bazı masum insanlar gerçekten de hayvanlar tarafından öldürülüyor, ama on milyonlarca masum hayvan insanlar tarafından öldürülüyor.

Her gün denize iki yüz milyon insan giriyor, köpekbalıkları ise yılda ortalama yedi insan öldürüyor. Eğer köpekbalıkları kasıtlı olarak insanları öldürseydi bu sayı binlerle ifade edilirdi. Köpek balığı vakaları hem nadir hem de kazara olan olaylar ; oysa insanlar her yıl 70 milyondan fazla köpek balığı öldürüyor. Bu sayı her yıl Fransa nüfusunun öldürülmesine denk bir sayı.

Hayvan saldırılarının bir çok kurbanı her zaman masum da değil aslında. Bir aslan ya da fil, ayı ya da yaban domuzu tarafından öldürülen bir avcının masum olduğunu söyleyemeyiz. Bir matador, zıpkınla avlanan insanlar ve hatta bir Orka eğitmeni de öyle.

Buna rağmen, her vakada insanlar hayvanı suçluyor; matador ya da çocuk olsun farketmiyor; burada mantıksız bir öfkenin hakim olduğunu görebiliriz. Verilen tepki kurbanın masum ya da suçlu olmasına bakmadan hep aynı. İnsan her zaman haklı, hayvan her zaman haksız; çünkü her durumda hayvan, koşulların ne  olduğu göz önüne alınmaksızın bütün insanlardan daha aşağı kabul ediliyor.

Ayrıca insanların bazı hayvanlara çok özel bir düşkünlüğü var. İnsanlar bir köpeğin filmlerde öldürülmesine büyük bir öfke duyuyor ama bu ay örneğin Yılan köpek eti festivalinde yüzlerce köpeğin canlı canlı haşlanmasına ve yakılmasını durdurmak için yapılan protestolarda varlık gösteremiyor. Atlarımızı ancak bacaklarını kırana dek seviyoruz, ardından kafalarına sıkıyoruz. Kedi ve köpeklerimizi seviyor, inek ve domuzları yiyor ve birisi alenen görünen çelişkiyi ifade edecek olsa kibir ve öfkeyle kendimizi savunmaya geçiyoruz.

İnsanlar insanlar tarafından öldürüldüğünde, öldürülen insanların kötü, öldürenlerin de iyi insanlar olduğu gibi bir ayrım yapıyoruz. Cinayeti meşrulaştırmak için bir taraf diğer tarafı canavarlaştırıyor, onu insandan saymıyor.

Söz konusu  hayvanlarca olduğunda bu ayrım daha da netleşiyor; çünkü hayvan, insan değildir.

Bunların hepsi akıl dışı davranışlardır.

İstediğimiz intikamı alana dek daha kaç timsah öldürülmeli?

Öcümüzü alana dek daha kaç köpekbalığı katledilmeli?

İlkel, öce ve intikam almaya dayalı his ve davranışlarımızı bırakıp insanlar ve diğer  türler arasındaki ilişkilere yönelik mantıklı, akılcı ve şefkat içeren bir anlayışla hareket edebilmemiz için daha ne kadar zaman geçmeli?

Kendimize açık alınla “insan” diyebilmek için daha ne kadar bekleyeceğiz?

Çev. Cem

***************

Florida’daki olayın haberi:

ABD’nin Florida eyaletinde Disney World yakınlarındaki Seven Seas lagünün kenarında timsahın saldırısına uğrayan 2 yaşındaki çocuğın cesedinin bulunduğu bildirildi.

Olaydan saatler sonra dalgıç polisler, bölgede buldukları cesedin çocuğa ait olduğuna inandıklarını ifade etti. Ancak henüz kimliği resmi olarak teyit edilmedi.

Çocuk, lagün kenarında ailesiyle otururken timsah tarafından suya çekildi.

Bölge şerifi Jerry Demings, çocuğun adının Lane Graves olduğunu duyurdu.

Olayın ardından çocuğun cesedini bulmaya çalışan emniyet yetkililleri bölgedeki beş timsahı yakalayıp öldürdü. Yaklaşık 50 polisin katıldığı arama çalışmalarında deniz radarı (sonar) ekipmanları kullanıldı.

Olay Disney Grand Floridian Resort yakınında meydana geldi.

Bölgeye tatil yapmaya giden 3 çocuklu aile lagünün kenarında otururken, akşam saat 9.15’te bir timsah çocuğu suya çekti.

Disney yaptığı açıklamada “olaydan yıkıldıklarını” belirtti.

Timsahlar Florida’nın sulak alanlarının, bataklık ve lagünlerinin önemli bir parçası.

Eyalette 1948’den bu yana 22 kişi timsahlar nedeniyle hayatını kaybetti.

Haber :

http://www.bbc.com/turkce/haberler/2016/06/160615_disneyland_timsah_cocuk

 

Kaynak: https://hayvanozgurlugucevirileri.com/2016/06/19/hayvanlardan-intikam-almak/

HER ŞEYİ ABARTMAYA MEYİLLİYİZ

Bafra sokaklarından kutu içinde dünyalar güzeli bir can

Malum siyaset, futbol deyince toplum olarak abartılı bir taraftarlık, siyasi görüş belirtmeler, en çok da ben bilirim havası toplumun her kesimine yaygın şekilde hakim olduğunu herkes ufak bir gözlemleme ile anlar.

Neden ise düşüncelerimizin sahibi biz olacağımıza sanki düşünceler bizim sahibimiz gibidir. Futbolda takım tutmanın fanatikliği belli oranda anlamaktayım Çocuklukta gelişir Galatasaraylı olmak (Galatasaraylı olduğumdan direk bu takımı telaffuz etmemde yazının bire bir anlamak istediğini işaret ediyor). Fakat siyaset öylemi çoğu zaman gençlik yıllarında yada daha sonrasında bizlerin düşüncelerinde hasıl olur ve benimsediğimiz görüşü savunuruz. Lakin ne olursa olsun siyasette yanlış olan görüş ister kendimize yakın olan görüşte olsun yada başka görüşte olsun insanlar yanlışa karşı ortak duruş sergileyeceğine tam tersine siyasi görüşüm emretti diye o görüşün yanında savunmaya geçmektedir. Fanatizm gibi siyaset yapılmaktadır.

Bilenler bilir ben uzun zamandır siyaset yazılarını yazmayı bıraktım, bu yazımda bir siyasi yazı değil anlatmak istediğim işte bu takım tutma ruhu ve siyasi parti tutma ruhunun ayrımcı yapısı hayvan severler tarafında da oluşmuş durumdadır.  Hiçbir konuyu sağ duyu, akıl ve vicdanla bakmadığımız gibi bu konuda da bir taraftan bakmaya devam ediyor adete hayvan sevme konusunda da bir eksi artı oluşmuş nötr ortak buluşma noktası oluşmamış maalesef.

Bunun en güzel örneğini siyasi ve futbol örneklerinin sergilendiği sosyal medyada görmek mümkün.  Nasıl A partinin paylaşımına B partidekiler küfür hakaret ve acımasızca eleştiriler de bulunuyorsa, nasıl bir futbol takımın taraftarı diğer futbol taraftarını acımazsıca eleştirip, hakarete varan yazılarla söylemlerle karşılık veriyorsa hayvan severler arasıda da bu durum böyle olmuş.

Bir evcil hayvan grubunda bir paylaşımda bulunuyorum. Kutu içerinde tavukçunun önünde uyumuş bir köpeğin fotoğrafı. Not yazıyorum paylaşımda “Kutu kutu pense bu bi güzel yense.. Bafra sokaklarından tavukçunun önü. Tavukçunun bakımı ve himayesinde.Tek gözle de beni seyrediyor.” diye

13043343_1754992521411302_5799013873204077152_n

Bir yorum geliyor altına şu şekilde yazıyor. “Yapıyorsun bi iyilik hakkini ver bari. Çok mu? zor güzel bi yuva hazırlamak. Yinede Allah razı olsun.”

Bu güzel köpeğe yuva hazırlamak elbette zor değil lakin köpek tavukçuyu ve orada ki esnafı zaten kendine yuva bellemiş oradan yıllarca ayrılmıyor. Kaldı ki köpeğin doğasında bir yeri mekan bellemek ve orayı koruyup kollamak var.

Yukarıda ki yorumu yazan arkadaş aslında yorumda bana göre gereksiz ama yinede acımasız olmayan bir yorum yazmış. Bir çok kişi sadece kişisel duygu yüküyle acımasız yorumlar da bulunabiliyor. Bunun da nedeni bana göre sosyal medyada çok fazla hayvanlara şiddet videolarının yer alması. İnsanlar sokakların hayvanlar için tamamen güvenilir olmadığı yönde düşünüyor. Halbuki bütün insanlar esnaflar kötü değil ve sokaklarda bu canlarla yaşayan, onlara bakan güzel insanlar var.

Kişisel olarak sokak hayvanları konunda;

  • Kısırlaştırmaya karşı değilim, aşırı üremenin daha çok telef olan sokak hayvanlarına yol açaçagını düşünüyorum. Tabi ki bu üremenin tamamen olmasın soyları tükensin anlamında anlaşılmasın.
  • Barınaklara da karşı değilim, ama bu barınakların hepinsin düzgün olduğu her barınakta düzgün işler yapıldığı anlamına gelmiyor. Barınakların iyileştirilmesi, mümkünse gönüllülerle ortak işletilmesi,sadece rehabilitasyon ve tedavi amaçlı olması bir hayvan hapishanesi olmamsının sağlanmasının gerektiğine inanıyorum.
  • Hayvanların sahiplendirilmesine karşı değilim, aslında özellikle köpeklerin serbest alanlarda istedikleri gibi özgürce yaşamsı taraftarıyım. Bir apartman dairesin de hapis olmuş köpekler yerine sokaklarda temiz sağlıklı koşullarda yaşam hakkı verilmiş, toplum tarafından kabul görmüş hayvan sevgisi ile ortak yaşamamız gerektiğinden yanayım. Var olan koşullarda elbette sahiplenip sokaklarda şiddet yada ölümlerle karşı karşıya kalmamsı için apartmanlara bile razıyım.

 

“Bir film çektim ve sloganımız şu olmuştu. “Sokak hayvanlarını sevmeyebilir siniz ama onlara yaşam hakkı  vermelisiniz.”

 

Sokaklarda hayvanların insanlar ile yaşayabilmesi, özgürce sağlıklı ve beslenme imkanlarını sağlanması için önce birbirimizi sevmekle, sonra hayvanları ve bütün canlıları sevmekle olacaktır. Ama öncesin de birbirimize hoş görü, saygı ve eleştirmeden de anlamaya çalışmakla olacaktır.

 

Fikirlerinize katılmıyor olabilirim, sizde bana katılmıyor olabilirsiniz ama en az sizin kadar sokak hayvanlarını seviyor ve onlara yaşam hakkı verilmesi için mücadele ediyorum.

 

Son söz Goethe’den gelsin; “Bir semtin sokak hayvanları, sizden kaçmıyorsa orada yaşayın. Çünkü komşularınız güzel insanlardır.”

 

 

Fedai Çakır

18 Nisan 2014, İstanbul

 

 

İNSANIN İNSANA ACIMADIĞI COĞRAFYA

Sokak Köpekleri Bal ile Bettyfilmini çektiğim süreden bu yana yoğun şekilde hayvan hakları ve hayvanların yaşadığı sorunlarla da yakından alakadar oluyoruz elbette. Buradan hemen öncesinde olmuyor muydunuz çıkarımı olması tabi ki. Oluyordu sadece benim değil filmin içinde yer alan arkadaşlarımın da oluyordu. Zaten bu sevgimiz olmasaydı bu film ortaya çıkmazdı. Film ile önümüzde bir avantaja dönen daha yararlı olabileceğimiz kapıların açılmasını umarak yazıya bu mısralarla başlamış bulunuyorum.

Bazen o kadar çaresizliğe düşüyor ki ruhumuz, hayvanlara yapılan eziyetleri seyrettikçe, o kadar içi parçalanıyor ki insanın. Fakat toplumumuzda o kadar ters giden bir şeyler var ki. Ne olduğunu anlamak güç sessiz, hissedilen ama çaresiz bir şey bu.

Toplum olarak her gün insanların yaşadığı olumsuz yaşam koşullarını izliyoruz, her gün insanların hikayeden ölümlerine şahitlik ediyoruz, her gün insanın insana yaptığı zulmü, şiddeti ve öldürmesini izliyoruz.

Toplum garip bir algısı olmuş bir ölüme ağlayan diğer ölüme ağlamadığı gibi birde zil takıp oynuyor, halbuki ölüm ölümdür. Bir çocuğun ölümü çocuk ise sadece ölümdür ve her insanın içten ağlaması gereken bir şeydir. Ama ne olmuş topluma bir kısım ağlarken bir kısmı oynuyor.

Acımazsızlık ve merhamet hiç bu kadar kendi içinde zıtlaşmamıştı. Zalimlik ile vicdan: şeytanlık ile melek olma arasında çizgi gibi olmalıydı halbuki. Bakış açınsa göre zalimliği hoş göremezsiniz, bakış açınıza göre vicdanı yok sayıp yapılanları hoş göremezsiniz.

“İnsanın insana acımadığı bir coğrafyadayız kaldı ki hayvanlara acısınlar…”

Kaldı ki toplumun içinde baskın olan, kuvvetli olanlar içlerinde biriken şiddetti çoğu zaman hayvanlardan, çocuklardan yada kadınlardan çıkarıyorken.

Yasalar daha etkin olsa, cezalar caydırıcı olsa diyenler var elbette. Hele de hayvanlara yapılan şiddetin para cezası dışında hiçbir yaptırımı olmadığını düşünürsek, çocuklara ve kadınlara yapılan şiddettin yasalarda ölüm olmadığında hiçte caydırıcı olmadığını her gün ana haberlerde yada gazetelerin üçüncü sayfalarında okuyoruz.

Çözüm; halk olarak sevgiyi öğrenmede…

Halk olarak, dini, ırkı, ülkesi ne olursa olsun öldürülen çocuklara, gençlere ortak olarak ağlayabilmek ve üzülebilmekle,

Bir kuru ekmeği, komşun ile, sokakta ki yurtsuz yersiz insanlarla, mültecisiyle, fakiri ile, camın önüne konan serçe ile, apartman kapısında ki kedi ile, çöplerin etrafında bir lokma peşinde olan sokak köpekleri ile paylaşmada,

Karda soğukta dışarıda kalan insanlara, yatacak yeri olmayan savaş mağduru, terör mağduru insanlara kapılarımızı açmakta, kediler için kedi evleri yapmakta, köpekler için dükkanlarımızı açmakta, gece yatmaları için dükkanın önüne karton serip, güneşten korunmaya yarayan o brandaları açıp üzerlerine karın düşmemesini sağlamakta,

Aslında çözüm kendimizde. Kendimiz çözmek ister isek o kadar çözümler üretiriz ki. Çözüm işte tamda burada sevgisizlikte.

Sevmeyi öğrenmemizde ÇÖZÜM….

 

Fedai Çakır

6 Ocak 2016, İstanbul

12528089_765473106890138_1520701414_n

 

 

 

Yaradan’ın Dilsiz Şahitleri Onlar

Yaradan’ın dilsiz şahitleridir onlar, insanların gerçek dostlarıdır.
Size hiç darılmazlar, bırakıp gitmezler. Beklentileri sadece sevgi, sıcacık bir okşama ve kucaklamadır.
Bir lokma ekmek ve bir kap su karşılığında koşulsuz sadakat ve sevgi verirler. Koruma içgüdüleriyle ölümüne severler sizi, gerekirse de sizin için ölümü göze alırlar.
Bakışlarıyla zaman zaman bir şeyler anlatmak isterler bizlere, eğer onları anlamazsanız “neden beni anlamıyorsun” demezler.

Bu kadar hoşgörüye sahip bir canlının insan olmadığını herhalde anlamışsınızdır. Acaba dillerini anlamış olsaydık hayatın çekişmeler ve kavgalar için ne kadar boş olduğunu, koşulsuz sevgi ve sadakatin ne demek olduğunu, her şeyin para ve pul olmadığını bize anlatırlar mıydı? Belki de kendi dünyalarında bizim düştüğümüz bu acınacak durumu konuşup ne kadar boş yaşadığımızı konuşuyorlardır.

Biz geneline “hayvan” diyoruz bu canlıların. Kızdığımız zaman insanlıktan nasibini almamış iki ayaklı yaratıkları da bu güzel canlıların ismiyle anıyoruz. Ben insan olmanın ne demek olduğunu bilmeyen bu varlıklara “yaratık” veya “cani” diyorum. Bu “yaratıkları-canileri” gören bu insan dostları zaman zaman iyi ki bu iki ayaklı yaratıklardan olmamış da hayvan olmuşuz diyorlar mıdır?

Öteki Dünya’nın hesabını yapan bu “yaratıklar-caniler” şunu da unutmasınlar ki o canlılar sizlerden bu yaptıklarınızın hesabını mutlaka soracaklardır. “Yaratılanı severdiniz Yaradan’dan ötürü” hani? Bu canlıları sizler mi yarattınız da eziyet etme hakkına sahip oluyorsunuz?

Bu yazıyı okuyanlardan bugün bir ricam olacak. Sizler de eminim iyi birer hayvansever olduğunuz için bu yazıyı sonuna kadar okudunuz. İsteğimin daha fazlasını yapıyor olduğunuzdan da hiç şüphem yok. Fakat hayvansever olup da bazen gözden kaçırmış olabilirsiniz diye düşünüyorum. Çünkü zamanında bende gözden kaçırmış ve önemsememiştim. Ne olur bugün sizin için önemsiz fakat onlar için hayati önem taşıyan artan yemeklerinizden bir kısmını bir kabın içinde sokak kapınızın önüne koyar mısınız. Akşam başınızı yastığa koyduğunuzda, hiç olmadığınız kadar huzurlu bir uyku çekeceğinizi garanti ediyorum.

Oktay ERDEM

SEVGİ DOKUNUŞU

Her canlının bir doğasal yapısı var. Bir çiçeğin, bir hayvanın ve insanların.

köpek yapıda tek bir şey değişmez sevgi ile dokunulan yaşam her zaman kazanılmış yaşam oluyor. Sevgi ile büyütülen bir çiçek farklı güzel açıyor, sevgi ile sahiplenilen bir hayvan farklı tepkiler veriyor ve en önemlisi sevgi verilerek büyüyen bir insan barışçıl, sevgi dolu, saygılı, hoşgörülü ve bencil olmayan bireyler olarak topluma katılıyor.

Özellikle büyük şehirlerde, apartman ve site kültüründe evcil hayvan besleyen ile besleyemeyen insanlar arasında süre gelen bir tartışma hoşgörüsüzlük alıp başını gidiyor.

Bir tarafta gece koynunda uyumasına izin verdiği köpeği/kedisi’ni bir ebeveyn şefkati ile koruyup bakan insanlar bir tarafta türlü bahanelerle (pis, ısırır, tüyü dökülüyor, kokuyor, korkuyorum, alerjim var vs.) bu insanları dışlayan ve hayvanları yok etmeye çalışan insanlar.

İki tarafı da anlamaya çalışmak gerekiyor çoğu zaman lakin ön yargılar o kadar yıkılmaz duvarlarla örülmüş ki bir kesim diğer kesime diğer kesin bu kesime hoş görüsüz bakmaya başlamış. Her kesim kendini haklı görüp kendi tarafından bakmayı yeğliyor.

Pazar günü oğluma gittim çok özlemiştim özlemlerimi gidereyim dedim. Oğlum ile kız arkadaşı üniversite öğrencisi iki köpekleri birde kedileri var. İnnovia 2’de yüksek bir katta oturmaktalar.

Site içerisin de daha önce yaşanmış birkaç tatsız olayları var. Ve sorunlar devam etmekte. Site yönetimi ne yapıyor bilmiyorum ama lakin güvenlik ve siteye bağlı temizlik elemanları evcil havyalara karşı son derece düşmanca tavırlar içindeler.

Cumartesi’yi Pazar’a bağlayan geceyi onlarla geçirdim Gece ise  köpekler ve kediler koynumda uyuduk. Sokaktan alınan bu hayvanlar son derece sevgi dolu ve insanlara bağlı yaşamaya mahkumlar.

Ben çıkıp kendi evime dönmeye hazırlanırken oğlumla arkadaşı da bizde köpekleri gezdirelim dediler. Tam çıkacağız kısa bir haber yazmam gerekti onlar aşağı indi ben de haberi yazıp gazeteye gönderdim. Aşağı indiğim de köpekler geziniyor oğlumla arkadaşı da karşı komşuları gelmiş sohbet ediyorlar. Lakin başka kimse olmadığı gibi köpekler etrafımızdan asla ayrılmıyorlar.

Ana kapıdan hırsla yanımıza gelen güvenlik görevlisi arkadaş bir kabadayı nidalarıyla olgumun üzerine yürüyüp ben tasmalarını tak diye bağırmıyorum diye efeleniyor. Oğlumda genç ve haklı yanımda var sen bana bağıramazsın oradan takmıyorum ne yapacaksan yap diyor. Güvenlik görevlisi  bir horozun nidasıyla diklenip neredeyse vuracak. Devreye ben giriyorum güvenlikli benimle geri tepiyor o horozlanması gidiyor ve elinde ki telsizle anons yapıyor

“acil… bilmem ne kodu”

Onlarca gelen özel güvenlikçiler sözlü ve itişmeleri ile karşı karşıya kalıyorum. Bir taraftan baba olarak oğlumu olaylardan uzak tutmaya çalışıyorum bir taraftan da onlara karşı kendimi korumaya çalışıyorum.

Bir anda başka köpek gezdireler, bina pencerelerinden sarkanlar deren olay karma karışık bir hal alıyor.

  • Hedef şirketinin güvenlik görevlisi: “Site yönteminin kararı var tasmasız köpek gezdirilmeyecek.”
  • Senin görevin dayılaşmak fırça atmak değil gel uyar uyarına uyan olmayıp takmıyorsa karşı taraf rapor tut. Site yönetimi yasal yollara başvursun.
  • Hedef şirketinin güvenlik görevlisi “site sakinlerinden devamlı şikayet alıyoruz.”
  • Doğrudur site sakinlerinden şikayet alıyorsunuzdur, hatta ben oradayken bir amca ile teyzede şikayette bulundu. Lakin köpek ve evcil hayvan sahipleri de site sakini unutma. Bu nedenle raporlarını resmi işlemlerini yap ki sana şikayete gelen site sakinlerine çıkar göster bak biz yaptık görevimizi yasal işlem başlattık diyebil ki sana kimse bir şey demesin.
  • Hedef şirketinin güvenlik görevlisi “seninle dışarıda görüşürüz hadi dışarı gel”
  • Sen nasıl bir adamsın güvenlik elemanımı dayımı üzerinde ki üniforma ve yasal zemine güvenerek karşındaki insanı tahrik edip sana vursun diye bekledin ama provokasyona kimse gelmedi şükür.
  • İnnovia 2 site elemanı “tasmasız köpeği ben sokak köpeği sayar kafasına sıkarım”
  • Sevgili arkadaşım elini birde beline attın ama sokak köpeğini de vurmak suç ve zalimce kaldı ki senin bu lafların ruhu bozuk insanların silah taşımaması gerektiğine bir kez daha işaret etmiş oldu.

Olayı çıkaran güvenlikçi olayların bir çoğunda ortadan kaybolmuş du, olaya dahil olan köpek sahipleri  “köpek gezdirme yerinin çamur ve ufacık odlunu, vahşi tabiatı olan köpeklerin zaten tasmasız gezdirmediklerini, tasmasız gezenlerin ise uysal olduğunu onlara azıcık sevgi ile yaklaşsanız anlayacaksınız, sizi nasıl çocuklarınıza titriyorsanız bu havyalarda bizim çocuklarımız gibi”  bizi anlayın mesajını verdiler.

Küçük çocukların ailelerin gitme dur demelerine karşı köpekleri seven onlarca çocuk vardı o gün o kargaşanın için de birde 65 yaşına gelmiş köpekten korkan amca. Yani kısaca korkuda bizlere ait bir duygu sevgi de.

Korkuyu aşmanın yolu ise sevgili ile yaklaşmak.

Bir temizlik görevlisi köpeğinin dışkısını almayan kadına hanımefendi neden toplamıyorsunuz dediğinde sizlere boşuna mı para veriyoruz temizlik görevlisini işi ne diye tepelerden bakan anlayışı da elbet kınıyoruz. Köpeğe sıkarım diyen site elemanını da, efelenen güvenlik görevlilerini de kınıyoruz. Daha önemlisi bu tiplerle aynı havayı solumak bile istemiyoruz.

Hayvan besliyor isen hayvana verdiğin sevgiyi insana da ver, hayvanlara gösterdiğin saygıyı insana da göster, hayvan beslemiyorsan da Evinde ki çocuğa, patronuna amirine gösterdiğin saygıyı sevgiyi hayvan besleyenlere de göster.

Aslında tek ihtiyacımız her kesim için “Sevgi Dokunuşu”

 

Fedai çakır

2 Mart 2015, İstanbul